• Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
    Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
  • Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
    Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
  • “Baas rejimine destek verenin durumu”
    “Baas rejimine destek verenin durumu”
  • Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
    Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
  • “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
    “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
  • Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
    Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
  • Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
    Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
  • Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
    Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
  • Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
    Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
  • İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
    İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
Suriyeli bazı grupların yayımladığı “Misak Belgesi” üzerine bir analiz
Suriyeli bazı grupların yayımladığı “Misak Belgesi” üzerine bir analiz
Devrimin Şeref Misakı...
28 Mayıs 2014 09:56 Gösterim : 892

Devrimin Şeref Misakı Üzerine

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla;

Kendi yolunda cihadı terk edeni zillete düşüren, kıyametin önünde Nebisini kılıçla alemlere rahmet olarak gönderen, kendi yolunda kurban olan kullarına en yüce dereceleri cömertçe veren Rabbimize, Mabudumuza, İlahımıza zatına yaraşır şekilde hamd ederiz.

Şefkatiyle ümmeti kuşatan, gazabıyla küfrün kökünü kazıyan, sadık yarenleri ile âleme hidayet nurlarını yayan üsveyi hasenemiz, efendimiz Muhammed Mustafa’ya, ehli beytine ve hiçbirini ayırt etmeksizin ashabına salat ve selam ederiz.

Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “İnsanlar arasında, Allah’ın sana gösterdiği şeylerle hükmedesin diye sana kitabı hak olarak indirdik. –Öyleyse sakın– ihanet içinde olanları savunucu olma.” [4/105]

Efendimiz aleyhi’s salatü vesselam şöyle buyurmaktadır: -Allah’a yemin olsun ki-, yeryüzünde Allah’ın hadlerinden tek birinin –bile– ikame edilmesi, insanlar için bir ay -hafta- yağmur yağmasından daha hayırlıdır.”[Terğib ve Terhib, Sahih bir isnadla]

Ümmet olarak yaşadığımız bu zaman ve şahit olduğumuz manzara, belki de daha önce misaline rastlanmamış bir trajediyi gözlerimizin önüne seriyor. İnsanlığın başına gelebilecek her türlü felaketi iliklerimize kadar yaşıyoruz. Afrika’dan Asya’ya en zengin yeraltı kaynaklarının ve petrol rezervlerinin üzerinde bulunan İslam Coğrafyası eşi görülmemiş bir fakirlik yaşıyor ve bizim topraklarımızda bizim emeklerimizle çıkarılıp yağmalanan mallarımızla, Hristiyan habis Avrupalı obozite krizinde damarlarına kadar şehveti yaşıyor.

Ekonomik, sosyal, kültürel ve insan hayatı ile alakalı daha ne varsa en adil ve müreffeh hayat nizamını sunan, asırlardır denenmiş ve yeryüzünde kaybolmak üzere iken insanlığı yeniden inşa etmiş Allah’ın şeriati varken, batının,başımıza diktiği diktatör tağutlar ve demokrasi denen cahiliyenin milenyum versiyonu ile nasıl cürümlerini gizleyip Müslümanların haklarını gasp ettiğini ve sömürdüğünü görmekteyiz.

Acizlikten ve dünya düşkünlüğünden hatta bir çoğunun hıyanetinden dolayıalimlerin ve davetçilerin birçoğunun Müslüman halkları, İslam’in kadim düşmanı Yahudi’lerin güdümündeki Hristiyan batılının elinde, maslahat –mefsedet ve ehven-i şerreyn fıkhı üzere maskara ettiğine kahroluyoruz.

Aynı zamanda, ümmetin kurtuluşunun yeryüzünün süper tağutunun başını ezmekle olacağını ve “kuvvetle kaybedilenin ancak kuvvetle geri döneceğini de” çok iyi biliyoruz. Öküzün kuyruğuna yapışmanın, kedilerin sobanın başında yılıştıkları gibi kadınların yanında geceleri kovalamanın zilletin ta kendisi olduğunu, bu azgınlar bize tüm İslam coğrafyasında bir güzel bellettiler.Müslüman bacılarımızın, necis kafirlerin zindanlarında ki feryatları, alçakların en gelişmiş silahları ile yıktıkları evlerin altında kalan bebelerin masum bedenleri bi güzel belletti, bize. Birileri ise soluğu hemen Ahim’de aldı. Başkaları ise uluslararası arenada meşruiyetini kaybetmemek için, bunu o ülkenin iç meselesi kabul etti.

Ama bir yerler de dünyanın süper küçüğünün, inmeyen burnunu yere sürten ve ümmetin kalbine fecrin yakın olduğunu haykıran aslanların, yiğitlerin olduğunu da biliyoruz ve yine biliyoruz ki dünyanın toplanmış bütün zalimlerinin karşısına dağ gibi dikilen kahramanların olduğunu ve onları sabit kılan şeyin kalplerindeki dağ gibi iman olduğunu. Ve kıyamete kadar tükenmeyeceklerini, onlara ayrılığın ve bedenin elemlerini tattırabilseler de kalplerindeki imanlarına zarar veremeyeceklerini.

Halimiz böyleyken, işgal edilmiş Kudüs’ün ve tutsak edilmiş Haramey’nin (Kabe-Mescid Nebevi) kurtuluş yolunu ışıtan mübarek Şam topraklarında ümmetin cihadı baş gösterdi. Taşla, sopayla başlayan kavga av tüfekleri ve düşmandan alınan silahlarla bütün bölgeyi kapladı. On binlerce Müslüman kadınıyla çocuğuyla, genciyle ihtiyarıyla cömertçe kanlarını sundular. Sınır tanımayan İslam kardeşliği bütün âlemdeki kalbi iman ve cihatla dolu müminleri burada buluşturdu ki bazıları başka cihat bölgelerindeki tecrübeleri buraya taşıdı. Birde buna Şam’ın faziletini, çekilen acıları ve özlenen hilafeti eklediniz mi ümmetin kalbi burada atmaya başladı. Her geçen gün zafer ve izzet haberleri gelirken, Ensar ve Muhacir kardeşliği tekrar tezahür etmeye başladı. Çok çeşitli gruplardan yardımlar, hizmetler sunuldu. Ümmet adeta Suriye’de içtima etti de bunun üzerine Allah’ın yardımının açıkça yağdığına şahit olundu. Tabi ki her sahada olan müşküllerle birlikte.

Cihadın meşruiyetinin en baş sebebi yeryüzünde Allah’ın dinini ikame edip, marufu yaymak ve her çeşidi ile münkeri ve münker sahiplerinin fesadını engellemek, küfrün gücünü kırıp onu kontrol altına almaktır. Bunun dışında ki amaçlar ise kesinlikle cihat değildir ve bu yolda ölende şehit değildir. Suriye’deki cihada baktığımızda ise, gerçekten bu manayı idrak etmiş ve bu amaç uğruna cihat eden muhacir ve ensardan gruplar vardır. Bunun yanı sıra, savaşmak zorunda kalan yerel halk içerisinde de farklı oluşumlar bulunmaktadır. Bunlardan bazıları imanlarının gereği cihada sarılmış ve hem kendi toprakları için hem de ümmet adına cihatta ki yerini almıştır. Bir çokları ise cihat sayesinde kendine çeki düzen vermiş ve bilincini tazelemiştir. Bazıları ise, tağutların ifsat ettiği, iman nurunun kalbinde söndüğü zerzevattır ki bunlar otorite boşluğunu fırsat bilip haramiliğe başlamışlardır. Ve aynı şekilde dış güçlerin ve mürtetlerin organizesi ile bunlar ümmetin kazanımını kafirlere peşkeş çekmek için demokratik bir nizam uğruna heder olmayı göze almıştır. Zavallı Müslüman halk ise bismillah deyip her gün yeni bir acıya dayanmaya çalışmaktadır.

Nihayet cihat üçüncü senesini doldurmuş ve güzel şeylerin yanında da ümmeti üzen, ümitlerine gölge düşüren hadiseler meydana gelmiştir. Kafirlerin ve münafıkların eliyle ve cahillerin samimiyeti ile fitne ateşi körüklenmiştir. Şuan ise mücahit gruplar arasındaki problem diyalog ile çözülebilecek sınırları çoktan aşmıştır. Malum grupların, aralarındaki problemler sebebiyle bir seneye yakın bir süredir cihat kan kaybetmekte kafirler bize gülmekte, İsrail’in, Arap ve Acem tağutların kalplerine serin sular serpilmektedir.

Her cihat sahasında olduğu gibi mürtetlerin ve münafıkların İslam düşmanları ile işbirliği yaparak mücahitlerin aleyhinde bir pozisyon alacağı ve bu laik zevatla çarpışılacağı sahadaki bütün gruplar açısından beklenen bir şeydi. Fakat herkesbu çarpışmanın ortak düşman Esed rejiminin düşmesinden sonra olmasını hesaplıyordu. Ama bazı grupların acele edip, bu gruplardan bazısı ile savaşmaya başlamaları, sonra da fitne ateşini bütün sahaya yaymaları cihadın seyrini ciddi manada değiştirdi. İş çığırından çıktı, öyle ki beş binin üzerinde iki taraftan da mücahit kardeşler öldü. Allah hepsine rahmet etsin. (Bu makalede bu konu üzerinde durmayacağım için bundan daha fazla söz etmeyeceğim.)

Sahada kendisinden ümit beslenen büyük ensar gruplar oluştu. Aynı zamanda dışarıdan gelip halkla ve ensar gruplarla güzel ilişkiler kuran, böylelikle de İslam kardeşliğinin sınırların ve ırkların üstünde olduğunu gösteren güzel tablolar oluştu.

İşte tam burada bu kardeşliğin hakikatine gölge düşüren, zihinleri bulandıran, Rabbim göstermesin farklı kargaşalara ve kavgalara sebebiyet verebilecek bir olay oldu.İşte bu kalplere yeni bir hüzün ve endişeyle birlikte şüphe ekti. Evet Cephetü’l İslami’ninde içinde bulunduğu bazı grupların ortaklaşa imzaladığı “Şeref Misakı” isimli beyanı kastediyorum. Üstü kapalı ve müphem birçok ifadenin bulunduğu bu beyan, sahada yeni bir tartışma uyandırdı. Bu yazımızda bu gündemi değerlendirmeye çalışacağız. Öncelikle on bir maddeden oluşan misakın maddelerinin tercümesini tam olarak verelim.

Misakta şu ifadeler yer almaktadır:

1- Devrimimiz -sevranın- hareket kuralları ve ilkeleri, aşırılıktan uzak bir şekilde hanif olan dinimize dayanmaktadır.

2- Silahlı Suriye devriminin siyasi bir amacı vardır ki bu bütün öncü isimlerini ve dayanaklarınıtamamen devirip, intikam duygularından uzak olarak adil bir mahkemenin önüne çıkarmaktır.

3-Askeri açıdan devrim, düzenli ve düzensiz bütün askeri kuvvetleri ile halkına karşı terör estiren Suriye rejimini; Liva Ebi Fazl Abbas ve Hizbullah gibi İran uşaklarını; ehlimize karşı saldırıya geçmiş ve onları tekfir etmiş IŞİD gibi grupları hedef almaktadır. Askeri operasyonlarımız Suriye’nin içeri ile sınırlıdır.

4- Nizamın düşmesi üzere yapılan çalışmalar farklı devrim gruplarının ortak çalışmasıdır. Suriye krizi için uluslararası ve azınlık –baskılarından- uzak olarak bu -farklı- kuvvetleri idrak ederek, devrimin maslahatına hizmet edip Suriye halkının mihneti üzere toplanmış uluslararası ve azınlık taraflarıyla yardımlaşmayı ve diyaloğu memnuniyetle karşılarız.

5- Suriye topraklarının vahdetini korumak, sahip olunan bütün vesilelerle toprak bütünlüğünü bölecek bütün planları engellemek, bu hususta hiçbir diyaloğu kabul etmemek devrimin değişmez ilkesidir.

6- Devrim güçlerimiz, askeri operasyonlarında Suriyelî unsurlara dayanır. Devrimde alınacak askeri ve siyasi kararların, harici -dışarıdan- bütün bağlantıları ret ederek tamamen Suriye’ye ait olmasının zorunluluğuna inanmaktadır.

7- Suriye halkı adil, hukukî, bütün baskı ve diktelerden soyutlanmış hür bir devlet kurmayı hedeflemektedir.

8- Suriye devrimi değer ve ahlak devrimidir. Devrim, bütün ırkların ve hiziplerinin -taifelerinin- oluşturduğu çok çeşitli toplumsal örgüsü ile Suriye toplumu için güvenlik, adalet ve hürriyeti hedeflemektedir.

9- Suriye devrimi hanif dinimizin teşvik ettiği insan haklarına saygılı olmaya iltizam eder.

10- Nizamın, kimyasal silahlarında içinde bulunduğu çok çeşitli silahlarla sivil halkı hedef alma siyasetini ret ederiz. Sivilleri çatışmanın içerisine sokmamaya ve toplu imha silahlarına sahip olmamaya ve kullanmamaya iltizam edeceğimizi teyit ederiz.

11- Nizamdan geri alınan bütün her şey Suriye halkının malıdır. Devrim kuvvetleri, bunları halkın nizamı düşürme isteklerini yerine getirmek için kullanacaktır.

Görüldüğü gibi tamamen kapalı ve birbirine girmiş, her kesimin kendisine göre yorumlayabileceği müphem ifadeler dikkati çekmektedir. Nitekim böylede olmuştur ki konuyla alakalı programına başlarken Orient News muhabiri, muhaliflerin demokratik bir devlet kurma üzerine anlaştıklarını ifade ederek söze başlamıştır.

Aynı şekilde, bütün amaç ve gayelerinin “demokratik bir devlet” kurmak olduğunu her fırsattaifade etmekten kaçınmayan, başkanlığını Carba’nın yaptığı “İ’tilafu’l Vatani”[1] bu misakı kendine göre yorumlayıp, söylemindemisaktaki ifadelerin arkasına demokrasiyi de ekleyerek bütün grupları bunun altına imza koymaya davet etmiştir.

Bu vakıayı doğru bir şekilde değerlendirebilmek için en güzel bakış açısını Şeyh Ebu Basir et-Tartusi ifade etmiştir ve bizde değerlendirmelerimizi bu zaviyeden yapacağız. Şeyh misak hakkındaki görüşü üzere sorulan soruda şöyle demektedir: “ Medya vasıtası ile duyurulan misaka muttali oldum. Genel itibari ile güzel bir beyandır. Ama bazı kapalı ve karışık ifadeler bu güzelliği bozmaktadır. Merhale bazen böyle şeyleri gerektirebilir. Aynı şekilde, Suriye devriminin içinde bulunduğu bu merhaleye has durumlarda, siyasi hitaptabunu gerektirebilir. Nihayetinde bu müteşabih ibareleri, kardeşlerimizden daha önce sadır olmuş muhkem –açık anlaşılır- ifadelerin ışığında tefsir ettiğimizde, güzelce tefsir edebilir ve anlayabiliriz…”[2]

Aynı şekilde Şeyh İyad Kunaybi’nin Cephetü’l İslamiye’nin ilk misakı ile ilgili şu sözleri de bize vakıayı doğru yorumlamamıza ve şeri hükümleri grupların ve fertlerin üstüne indirmede selim bir yol izlememize yardımcı olacaktır: “Müslüman, insanları hayır ve şerde zahirlerine göre değerlendirmekle mesuldür. Bu esas üzerine, hataları meşrulaştırmadan, mazeretler üretmeden ve kötü zanda bulunmadan yürüyeceğiz….”

Bu iki bakış açısı ışığında diğer cephelerin misak hakkındaki görüşlerini ele alıp, sonrada Suriye meselesi ile ilgilenen alimlerimizin ve mütefekkirlerimizin sözlerini zikredeceğiz.

Nusret Cephesi

Nusret Cephesi misakla alakalı olarak bir beyan yayınlamış[3] ve bu beyanında misaktaki üslubu eleştirmiştir. Beyandaşu ifadelere yer verilmiştir:

“Medya organları adı “Devrimin Şeref Misakı” olan bir beyanı yayınladılar. Şam toprakları Suriye’de savaşan bazı kuvvetler bunu imzaladılar. Biz bu misakı diğer Müslümanların ve mücahitlerin karşıladıkları gibi karşıladık. Bu misakı imzalayan kardeşlerimizden bu hususta bizimle istişare etmelerini ne kadar çok isterdik. Alimlerin üzerine işaret ettiği cihat sahasının en bariz problemi, kesinlikle Şura’nın olmaması ve kararların ferdi alınmasıdır. İmtihanın ve arınmanın kendisine dahil olduğu bu günlerde, Şam cihadı genelde bütün Müslümanların özelde ise mücahitlerin boyunlarında bir emanettir.  Bu misak genel meseleleri, Şam cihadını ve bazı açılardan ümmetin cihadını kapsadığını gördüğümüzde, dinimizden anladığımız üzere misakın içindeki bazı itiraz edilecek noktaları açıklamayı ve menhecimiz üzere beyan etmeyi gerekli gördük. İmzaladıkları misakın içindeki bu noktalar sebebiyle bazı grupları eleştirmemiz, onların faziletlerini ve cihatlarını inkar ettiğimiz anlamına gelemez. Herkesin bazı sözleri alınabilir veya reddedilebilir. Şeriata uygun olan sözler alınır, muhalefet edenler ise reddedilir. Muhakkak ki cihat, hatalardan ve Nebimiz aleyhi’s salatu ve’s selam Efendimiz’e muhalefetlerden beri olmalıdır. “Ey Allah’ım! Ben Halit’in yaptıklarından beri olduğumu sana bildiriyorum!”

Bu girişten sonra en önemli itirazları aşağıda özetliyoruz.

1- Misakın temel prensiplerininifade edilmesinde sınırların çizilmemesi, kuralların belirlenmemesi ve netliğin olmaması.  Bununla birlikte ilk maddede devrim hareketinin sınırları ve kuralları zikredilmiş ama bunda hiçbir ölçü ve sınıradeğinilmemiştir. Bilakis mücmel (açıklamaya ihtiyaç duyan) belirsiz cümleler ve terimler -ıstılahlar- bulunmaktadır. Bunu da her grup kendi istediği doğrultuya hamledebilir. Bu durumda nasıl olurda bu Suriye devriminin hareketini belirleyen bir misak olabilir.

2- Aşırılıkla mücadele edileceğinin ifade edilmesi ile yetinilmiş fakat ifratla, pasiflik ve tavizcilikle mücadele ihmal edilmiştir. Aşırılığın cihadı ifsat edip, yok etmesi gibi ihmalkâr ve taksirli davranmakta aynı şeyi yapar. Allah’ın dini ise kendisinde aşırılık ve ondan yüz çevirmek arasındadır. Ne ifrat vardır, ne de tefrit. “İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resul’ün de size şahit olması için sizi mutedil -vasat- bir millet kıldık…”[2/143]

3- Hanif olan dinimize dönmeyi ve hükümleri ondan çıkarmayı iddia etmek yeterli değildir. Ve herkes bunu iddia etmektedir…..(Noktalar maddenin devamını olduğunu ifade etmektedir)

4- Cihadı sadece saldıran düşmanı def etmek gibi tek bir suretle sınırlamak ki buda nizamı düşürmektir. Bununla birlikte nizamın, canımızdan, malımızdan, ırzımızdan ve neslimizden önce dinimize saldırdığını biliyoruz. Bu halde onu her şeyden önce dinden ve dinin hakimiyetinden def etmek vaciptir. İslam ehli içinde sabit olan asıllardan birisi de “dininin korunması diğer bütün korunması zorunlu şeylerden daha öncelikli” olmasıdır. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Fitneden eser kalmayıncaya ve din de yalnız Allah’ın oluncaya kadar (ibadet yalnız Allah için oluncaya kadar) o müşriklerle savaşın.”[2/193] “Size ne oldu da Allah yolunda ve «Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!» diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!”[4/75]

5- Misakın ifadesine göre, misakı imzalayan gruplar nizamın figürlerini ve mücrimlerini adil bir mahkemenin önüne çıkarıp intikamdan uzak bir şekilde yargılamak istemektedirler. Bu ise şeriatın belirlediği ilkelere muhalefet etmektedir. Çünkü riddeti mülağğaz –islam’dan dönmekle birlikte ona savaş açmak- olanların İslam’daki hükmü, güç yetirildiğinde kılıçtan başka bir şey değildir ve nizamın tağutları ve önde gidenleri ise bu şekilde mürteddirler. Şeriat onların öldürülmesini emretmektedir….

6- Misak,devrimin maslahatına hizmet edip Suriye halkının mihneti üzere toplanmış uluslararası ve azınlık taraflarıyla yardımlaşmayı ve diyaloğu memnuniyetle karşılayacaklarını ifade etmektedir. Bu ise mutlak bir ifadedir. Fakat farklı bölgelerdeki bu -taifelerin-  isimlerini; İslam ve Müslümanlar açısından durumlarını belirtmemekte, Mübarek İslamî Suriye devrimindeki hedeflerinden, pozisyonlarından ve neticelerinden bahsetmemektedir. Aynı şekilde bu diyaloğun, yardımlaşmanın ve diyaloğun içinde konuşulacak şeyleri kayıtlamamaktadır. Biliyoruz ki bu azınlık taifeler, İslam’la, ehliyle ve raşit hilafetin dönmesinin durdurulması için mücadele etmektedirler. Bu misakın dördüncü maddesinde zikredilen şeydir. Altıncı maddede ise, harici bütün bağlantıları reddedildiği zikredilmektedir. Bilmiyoruz burada kastedilen harici –dışarıdan – unsurlar kimlerdir. Bunlar İslamî cemaatler midir ki belki de bunun olması daha muhtemeldir? Yoksa azınlık taifeler midir? Bu ise bir tenakuzdur. Yüce Rabbimiz bizi asırlar önce müşriklerin tuzaklarından sakındırmış ve şöyle buyurmuştur: “Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma. Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et. Eğer (hükümden) yüz çevirirlerse bil ki (bununla) Allah ancak, günahlarının bir kısmını onların başına belâ etmek ister. İnsanların birçoğu da zaten yoldan çıkmışlardır.”[5/49] “Suçluların yolu da açığa çıksın diye âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.”[6/55] “Muhakkak ki, kendilerine hak belli olduktan sonra arkalarına (eski küfürlerine ve bâtıl dinlerine) dönenlere şeytan teşvikte bulunmuş ve kendilerini uzun boylu emellere düşürmüştür.”[47/25]

7- Misakta, iman kardeşliği esası kaybolup yerinde, bütün maddelerde toprak ve vatan kardeşliği ruhu esmektedir. Nitekim üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı maddelerde olduğu gibi. Ve tamamı vatandaşlık ruhunu ve toprakla vatana ait olmanın kokularını yayıyor. Vahyin nasları ise vatana, ırka, renge ve bunun gibi şeylere hiç bakmadan iman kardeşliğini yerleştirmektedir. Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.”[49/10] “Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azîzdir, hikmet sahibidir.”[9/71] Ehli Kitabın halini beyan ederken ise şöyle buyurmaktadır: “Birbirinizin kanını dökmeyeceğinize, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair sizden söz almıştık. Her şeyi görerek sonunda bunları kabul etmiştiniz.”[2/84] Ve bizler Nusret Cephesi olarak çok net ve açık bir şekilde muhacirlerin haklarının yenmesini veya onların bu mübarek cihattaki pozisyonlarının üstünün örtülmeye çalışılmasını şiddetle reddediyoruz. Kesinlikle onlar, Yüce Allah’ın “Eğer din hususunda sizden yardım isterlerse, yardım etmek üzerinize vaciptir” buyruğuna boyun eğerek Şam ehli için çok önemli işler yaptılar ve çok büyük yardımlarda bulundular. Bu halde onların haklarını bilip ihsan etmekten başka bir şeyle karşılamayacağız. Rahman olan Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “İyiliğin karşılığı iyilikten başka ne olabilir ki?”. Ehli İslam ile bizi burada bir araya getiren ancak, toprak ve vatan bağları gibi bütün bağlardan yüce olan İslam kardeşliğidir. Müslümanlara yardımımız, din kardeşliği ve velayeti üzere kaim olamaya devam edecektir. Toprak, vatan ve bunların velayeti üzere olmayacaktır. Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Size ne oldu da Allah yolunda ve «Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!» diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!”[4/75]. Rasulullah (sav) ise şöyle buyurmaktadır: “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez ve onu terketmez.” Herkes bilsin ki, kendisini arzuladığımız menşur İslam devleti, bütün her şeyden önce şeriat, iman ve din esası üzere kaim olmuş bir devlettir ve vela ve bera ilişkimiz bu esasa dayanır. İndimizde bir Müslüman bir kafirle eşit olamaz. Rabbimizin buyurduğu gibi: “Müslümanları kafirler gibi kılar mıyız hiç?”. Aleyhi’s salatu ve’s selam Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “İmanın en sağlam kulpu, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmektir.” Muhacir kardeşlerimize eza veren her şey bize eziyet etmekte, onlara dokunan herşey bize dokunmaktadır. Kim onları dil uzatırsa bize dil uzatmıştır. Ey Muhacir Kardeşlerimiz! İşte Şam toprakları! Onda dolaşın. Şam’ın kapıları, kendisine ve ehline hayır ve yardım dileyen herkes için sonuna kadar açık kalacaktır.

8- Misak, Suriye halkının dış bakılardan ve diktelerden kurtulmuş adil, hukukî ve hür bir devlet kurmayı hedeflediğini ifade etmektedir. Bizler kesinlikle bu maddenin yazılmasında çok açık bir şekilde bu baskı ve dikteleri görmekteyiz. Şam ehlinin evlatları bizlerin Allah’ın fazlı ile Şam topraklarının her köşesine yayılmış büyük bir gücü bulunmaktadır. Bizler ancak ve ancak gizlemeden ve lafı gevelemeden şeriatın hakimiyeti üzere kaim olmuş bir devlet istiyoruz. Bilakis açıkça haykırıyoruz ki biz kesinlikle medeni, demokrat veya her ne ise Allah’ın şeriatı üzere kaim olmayan hiçbir devleti kabul etmeyeceğiz. İşte bu Mübarek Şam topraklarında cihat eden birçok grubun halidir. Ve biz bu arzu ile yaşıyoruz. Bu hal Şam ehlinin büyük çoğunluğunun halidir. Şam ehli, adaletin ve güvenin sağlanacağı tek şeyin şeriatın hakimiyeti olduğunu idrak etmiş durumdadır. Allah’ın şeriatı üzere kaim olmamış topluluklarda güvenden, emandan ve adaletten bahsetmek mümkün değildir. Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Yoksa onlar (İslâm öncesi) cahiliye idaresini mi arıyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, hükümranlığı Allah’tan daha güzel kim vardır?” [5/50] “İman edip de imanlarını zulüm ve şirkle bulaştırmayanlar (var ya), işte korkudan emin olmak onların hakkıdır ve hidâyete erenler de onlardır.”[6/82].Sonra adil, hukukî ve hür bir devlet bir istektir ki bunu İslam ehli istediği gibi Yahudiler, Hristiyanlar, laikler, Hindular, Mecusiler ve diğer bütün dinler ister. Herkes adil, hukukî ve hür bir devlet istediğini iddia eder. Hal buyken, genellemeler yapıp bu hususu açıkça ifade etmemeye imkan yoktur. Bu meselede emirimiz Ebu Muhammed el-Cevlanî’nin “Gelecek Günler Geçenlerden Daha Hayırlıdır” isimli beyanına bakılabilir…..

Son olarak Nusret Cephesi beyanını şu şekilde tamamlamaktadır: “Son olarak, bu beyanda yazdıklarımızın Allah, Resulü ve mücahitler için bir nasihat olduğunu hatırlatırız. Aynı şekilde, misakı imzalayan kardeşlerimizden bu beyandan dönmelerini; onu düzenleyip İslamî şiarlar ve lafızlarla açık bir şekilde zapt etmelerini isteriz.

Nusret Cephesi’nin beyanının neredeyse tamamına yakınını burada zikretmememizin iki sebebi bulunmaktadır. Birincisi, Nusret Cephesinin Suriye halkı ile ve diğer cihat eden İslamî gruplarla iyi bir ilişki içinde olması bazı çevreler tarafından yanlış yorumlanmakta ve bunu Nusra’nın menhecinden kayması olarak görmesidir. Nusret Cephesi bu beyanı ile işin böyle olmadığını çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. İkincisi ise neredeyse misakı eleştirenlerin tamamı aynı noktalara işaret etmekte ve aynı şeyleri vurgulamaktadır.

Hareketü Şami’l İslam

Bu cemaatte aynı şekilde bu noktalara dikkat çekerek misakı reddettiler. Aşırılığı, Müslümanların tekfirini reddettiğimiz gibi bunun karşılığında tavizkârlığı ve gevşekliği de kabul etmeyeceklerini; Allah Resulünün kaim kıldığı gibi Ensar ve Muhacir kardeşliği üzere Nebevî bir İslam devleti istediklerini ifade ettiler.[4]

Ahraru’ş Şam ve Cephetü’l İslamî

Cephetü’l İslami’nin de bir cüzü olan Ahraru’ş Şam hareketinin emiri Hasan Abud misakın sunumunu yapan isimdir. Ahraru’ş Şam hareketi Suriye’de ümmet adına ümit beslenen gruplardandır. Hem askeri alan da hem de davet alanında faaliyet gösteren grup bir çok kardeşin deyimiyle Suriye’nin Taliba’nı olması umut edilen bir cemaattir. Aynı zamanda içerisinde cihadî tecrübesi olan bir çok ismi barındırmaktadır ki cihadın önder kadrolarından birisi olan Ebu Halit es-Surî –Allah şehadetini kabul etsin- bu yapının önemli isimlerindendi.

Bu süreçte Hasan Abud son günlere kadar kendisine yöneltilen sorulara hep misaktaki müphemlikle karşılık verdi. Bunu Orient News ile yaptığı röportajda açıkça görebiliriz. Hasan Abud şöyle demektedir: “Biz sahada aktif olan tüm grupların üzerinde anlaştıkları ideal ve prensipleri içeren bir belge yayınladık, ancak bu belgeye imza atan grupların her birinin kendi siyasi hedefleri vardır. Biz imzacı grupların anlaştığı bir prensip demeti sunduk ancak gelecek Suriye devletinin şekli hakkında bir şey söylemedik, sizin bahsettiğiniz şekilde bir devlet istediğimizi belirtmedik. Biz adalet, hukuk ve hürriyetin olduğu bir devlet istiyoruz.”[5]Görüldüğü gibi burada yine mücmel bir ifade kullanmıştır. Ama bu mücmel ifadeyi demokratik bir devlet istemine yormak ise gerçekten büyük haksızlık olur. Çünkü şu ifadeyi iyi değerlendirmek gerekir: “…tüm grupların üzerinde anlaştıkları ideal ve prensipleri içeren bir belge yayınladık, ancak bu belgeye imza atan grupların her birinin kendi siyasi hedefleri vardır.” İşte bu cümle Cephetü’l İslami’nin ilk misaktaki şu sözünü hatırlamamızı gerektirecek bir ifadedir ki orada şöyle denmektedir: “Cephetü’l İslamî, İslamî, ıslahî ve kapsamlı bir cephedir. Suriye’de Allah’ın kulları için razı olduğu şeriatı ile hükmedecek medeni, İslamî bir toplum bina etmek için çabalar…”[6] . İşte kardeşlerimizin kapalı olarak bıraktıkları ifadenin tefsirinin caiz olduğu şey budur. Bunun dışındaki tefsirler ise kötü zan ve lafzın lazımı ile amel etmektir. Ama ne zaman bunun zıddı ortaya çıktı, biz yine zahirle hükmetmek zorundayız.

Tabi burada insanın kalbini daraltan bazı şeylerde var ki bunlar zamanla daha belirgin hale gelecektir. Bunu Şeyh İyad Kuneybi şöyle ifade etmektedir: “Başkanlığını Salim İdris’in yaptığı askeri mecliste olan bazı grupların komutanlıklarının Cebhetü’l-İslamî’ye üyelikleri hakiki bir sorundur. Biz burada, hiç kimseyi niyetleriyle veya Allah ile aralarındaki günahları ile yargılamıyoruz. Bilakis daha öncede belirttiğimiz gibi, zahirlerine itibar ediyoruz. Eğer iş bize bırakılsaydı, bu komutanlıklar meclisten çekilinceye kadar, böyle bir oluşumu hiç düşünmezdik. Lakin oluşturulduğuna göre, bizler, Allah’ın dinini hâkim kılınmayı istediğine ve Allah’a muhabbetle bağlı olduğuna inandığımız bu grupların yöneticilerinden, dışarıdan gelecek baskılara boyun eğmemek ve -harici- birisine tabi olmamak gibi misakta kendilerini bağladıkları ilkelere bağlı kalmalarını istiyoruz.  Ve bundan dolayı, bu grupların, başkanlığını uluslararası düzene tabi olduğunu ilan eden Salim İdris’in  yaptığı meclis üyeliğine devam etmemelerini talep ediyoruz. Yüce Allah’tan acilen onların bu meclisten çekildiklerini görmeyi diliyoruz.”

Nihayetinde dünya çapında gelen itirazlara karşı Hasan Abud 21 Mayıs günü twitter hesabında isteklerinin İslam Devleti olduğunu açıkça ifade etmiştir.

 

 

 

Adil ve Raşit bir İslam devleti kurmak bizim yanımızda stratejik bir hedeftir….[7]

Cephetü’l İslamî ve Ahraru’ş Şam’dan İslam Ümmetine yaraşır ve şehitlerimizin kanlarına vefakar bir duruş sergilemesini isteriz.

Burada zikredilmesi gereken bir diğer husus ise, bazı çevrelerin dillendirdiği Nusret Cephesi ile sahadaki gruplar arasında bir çatışma ortamı oluşturmaya çalışıldığı ve bu müphem ifadelerin bunun için kullanıldığı düşüncesi ise zandan öteye geçmemektedir. Bu zan ise Cephetü’l İslamî’nin yaptığı açıklama ile şimdilik çürütülmüştür.[8]

IŞİD Cemaati

IŞİD misak hakkında beyan yayınlayanların ilkidir desek her halde yanlış olmaz. Yaklaşık otuz sayfalık bu beyanda[9] IŞİD misakı imzalayan bütün grupları riddet taifesi olarak ilan etmekte ve bütün emirlerini ise muayyen olarak tekfir etmektedir. Bu gruplardaki mücahitleri ise emirlerinin hallerini bilip bilmeme ile kayıtlamakta, biliyorsa riddet hükmünü ona da vermektedir. Böylece Mübarek Şam cihadını daha rahatlıkla ifsat edecek zemini kendisine hazırlamaktadır. Beyanda özellikle Cephetü’l İslami’nin üzerinde durulmuş, biraz önce belirttiğimiz gibi onların İtilafu’l Vatanî’ye uzviyetlerinin olması dile getirilerek, demokrat ve kâfirleri veli edinmelerinden ve onların mezheplerini sahih kabul etmelerinden dolayı mürtet olduklarını ilan etmiştir. Dileyen bu beyanı okuyabilir.

Cephetü’l İslamî ise yapılan bu itirazlara çeşitli vesilelerle cevap vermiştir. Cephetü’l İslami’nin şerî mesullerinden Ebu Abdulmelik soruları yanıtlamış ve yapılan bütün açıklamaların misakın başındaki:“Devrimimiz -sevranın- hareket kuralları ve ilkeleri, aşırılıktan uzak bir şekilde hanif olan dinimize dayanmaktadır.” maddesi ile kayıtlı olduğunu ifade etmiştir.[10] Burada daha başka sorulara da cevap vermektedir.

Şimdi dünyanın çeşitli bölgelerinde ve sahadaki bazı alimlerin ve mütefekkirlerin bu misak hakkındaki görüşlerini serdedelim.

İyad Kuneybi

Şeyh misakla alakalı yayınladığı beyanda[11], Nusret Cephesinin açıklamalarına yakın açıklamalarda bulunmuştur. Misakın açık olmadığına, içinde bir çok yöne çekilebilecek ibareler olduğuna, özelliklede istenilen devlet şeklinin açıkça belirtilmediğine vurgu yapmıştır.  Aynı şekilde devletlerin şiddetli baskılarının misak üzerinde belirgin bir şekilde görüldüğünü ifade etmiştir. Bu misakın kabul eden gruplar için ciddi bir menhec kayması oluşturabileceğine dikkat çekmiştir.

Hani es-Sıbaî

Şeyh twitter hesabından Nusret Cephesinin beyanını önemli olarak paylaşmış ve ayrıyeten şu yorumu yapmıştır: “Şeref olarak isimlendirilen Cephetü’l İslamî’nin misakı son derece cıvık ve muhacirlerin geleceği için tehlikelidir. Uluslararası girişim hayırlı kokular müjdelememektedir. Bunun arkasından belki de yeni bir Karzai çıkabilir.[12]

Şeyh Muhaysini

Şeyh misakla alakalı bir beyan yayınlamıştır ve beyanda en dikkat çeken ifade şudur: “Devrim misakına imza atanların hakkında ne kadar hüsnü zan beslesek dahi içinde her yöne çekilen ibarelerin olması taviz vermeye, ayrılığa ve ihtilafa kapı açmaktadır.”[13]

Şeyh Ömer Hadduşi

Bu misak, boykot yıllarında Kabe’nin duvarına asılan misakın bir benzeridir. Hatta ondan daha da kötüdür. Sanki o Tel Aviv’de Siyonist dikteler ile veya batılı veya doğulu dikteler ile yazılmış…[14]

Dr. Tarık Abdulhalim

Doktor misakı aynı şekilde eleştirerek aynı noktalara vurgu yapmıştır. İtirazlarından bazıları şöyledir: “Misağın başından sonuna kadar cihat kelimesi hiç kullanılmamıştır. Bu ise cihadı tamamen düşürülmesini ifade eder ki bu itibarla onun devrimle hiçbir alakası yoktur…” Doktorun eleştirilerinin dozu biraz daha yüksektir ve: “Birinci maddedeki hanif dinimiz ifadesi sadece bir dekordur ve bize Mısır anayasasını hatırlatmaktadır….” “Bu sözler Tunus’ta Gannuşi’nin, Mısır’da İhvanın lehçesidir…” der. Doktor, İslam devletinin sarahaten zikredilmemesini de çok sert bir şekilde eleştirmiştir.[15]

Sami Uraydi

Şeyh güzel bir üslupla misakı eleştirdi ve nasihatlerde bulundu. Bazılarını zikredelim: “Açıklık ve sarahatle beyan etmek gerekir, Çünkü herkes adil, hukukî ve hür devlet ister hatta ateşe tapanlar bile.” “Misaklarında ve kelamlarında Allah’ın şeriati ile hükmetmek istediklerini açıkça söylemekten utananlar, bilfiil insanlar arasında bununla hükmetmeye güç yetiremezler ve bu hayallerde kalır.” “Şeref ve yücelik şeriatın hakimiyetine davete sarılmak ve bunu açıkça ifade etmektir…” Daha fazlası Şeyh’in twitter adresinde bulunmaktadır.

Sonuç ve nasihat

Sonuç olarak bütün faziletli şeyhlerin ve kardeşlerin ifade ettiklerini şu şekilde özetleyebiliriz.

-Mübarek Şam cihadını üstlenmiş İslamî gruplar, Şam topraklarında Nebevî bir İslam devleti tesis etmek üzere kelimelerini birleştirmelidir.

-Hiçbir grup, azınlık veya çoğunluk, yerel veya ulusal bütün çevrelerin baskılarına boyun eğmemeli ve kendisini onlara mecbur kılacak anlaşmalar veya yardımların içine girmemelidir. Bu mübarek cihadın av tüfekleri ile bu hale geldiği unutulmamalı, Allah’ın yardımının ise muhlis ve muttakilerin üzerine ineceğinden şüphe edilmemelidir.

-Hristiyan batının çizdiği sınırlar İslam’ın zorunlu kıldığı yardımlaşmanın önüne geçirilmemelidir. Nasıl olurda harici unsurları kabul etmeyen bir söylem, devletlerden ve azınlıklardan diyalog ve yardım çağrısında bulunur. Bu bir tenakuz mudur yoksa kapalı kapılar arkasındakini Allah en iyi bilendir.

-Sahadaki bütün gruplar ensar ve muhacir kardeşliğini her türlü menfaatin önüne geçirmeli, münafıkların cahiliye söylemlerine kapınılmamalıdır. Bedeli her ne olursa olsun muhacir veya ensar hiçbir kardeşin hukuku çiğnenmemeli ve kardeşler terkedilmemelidir. Taliban bizim için güzel bir örnektir.

-Müslümanlar haklarını uluslararası oluşumlardan dilenme adetinden veya onlardan medet umma hastalığında vazgeçip, onurluca akidesi üzere bedel ödemeye razı olmalı, izzet ve şerefi sadece Allah’a güvenip onun ipine sımsıkı sarılmakla elde edebileceğini unutmamalıdır.

-Müslümanlar bu uğurda şehitlerimizin sunduğu kanlarına sadık olmalı ve onların yürüdüğü yoldan dönmeyi bir an bile düşünmemelidir. Bir şehidin şu nasihatini hiç unutmamalıdır: “Asıl ihanet onların yolunu terk etmektir.”

Sözlerimize Şeyh Sami Uraydi’nin şu sözü ile son veriyoruz: “Şeriatın gölgesinde dağlarda ve mağaralarda yaşamak, başkasının gölgesinde saraylarda yaşamaktan daha hayırlıdır.”

Emre Özdemir

23 Recep 1435

ÜMMET-İ İSLAM

[1]http://www.etilaf.org/about-us/principles.html?print=1&tmpl=component Sevabitu’l İtilaf’ın en son maddesi, ilkelerinin demokratik bir devlet kurmak olduğunu ifade etmektedir.

[2]http://altartosi.net/ar/?p=4061

 

[3]http://justpaste.it/fjdk

[4]http://justpaste.it/fk2k

[5]http://www.incanews.com/haberler/8632/hassan-abbudun-misak-belgesi-hakkindaki-aciklamasi

[6]https://docs.google.com/document/d/1fACS9tltlmZDmomlB1ZtiJLZaAckWOT0yhtRwoskgIE/edit?pli=1

[7]https://twitter.com/HassanAbboud_Ah/status/469100143934177281

[8]http://eldorar.com/node/49356

[9]http://justpaste.it/fibg

[10]https://twitter.com/aboabdulmalek1/status/468209386822062080

[11]http://justpaste.it/fiif

[12]https://twitter.com/hanisibu/status/468033474063241216

[13]http://www.ummetislam.com/seyh-muhaysiniden-devrim-misakina-elestiri-ve-nasihat.html

[14]https://twitter.com/ShHaddouchi/status/468855608083759104

[15]http://www.almaqreze.net/ar/news.php?readmore=2440

UMMETISLAM.COM


Bu haberler ilginizi çekebilir!
Yukarı Geri Ana Sayfa