• Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
    Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
  • “Baas rejimine destek verenin durumu”
    “Baas rejimine destek verenin durumu”
  • Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
    Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
  • “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
    “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
  • Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
    Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
  • Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
    Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
  • Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
    Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
  • Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
    Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
  • İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
    İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
  • Karzai: ABD bizi kandırdı
    Karzai: ABD bizi kandırdı
Yeniden Dirilişin Dinamikleri
Ramazan KAYAN
Yazar : Ramazan KAYAN
Kulluk yürüyüşümüzün kolay olmadığını biliriz… Kaçışlar, kopuşlar, kırılmalar, çözülmeler, yanılgılar, yenilgiler, yorgunluklar hepsi insan için… Hayır ve şerlerle sınanan biz kullar bir şekilde bu sınavı vermek zorundayız… Yani kulluğa mecburuz...
17 Eylül 2014 14:01 Gösterim : 1.003

Kulluk yürüyüşümüzün kolay olmadığını biliriz… Kaçışlar, kopuşlar, kırılmalar, çözülmeler, yanılgılar, yenilgiler, yorgunluklar hepsi insan için… Hayır ve şerlerle sınanan biz kullar bir şekilde bu sınavı vermek zorundayız… Yani kulluğa mecburuz ve mesuluz…

Modern zamanlarda kulluğumuzu tehdit eden yozlaşma, yorulma ve yalnızlaşma yakın tehlike arz ediyor… İç güdülerinin güdümüne giren nesiller savunmasız… Yürek çoraklaşması, iç bünyedeki çözülme insanlarımızda takat ve mecal bırakmıyor… Zihinsel donukluk, iç tutarsızlık, ideolojik körlükler işin cabası…

Sonuçta bakıyorsunuz, rüzgârımız gitti… Rüyalarımız bitti… Rotamız kaydı… Ruhumuz kaydı…

Yorgun, yılgın, yalnız, ye’se mahkûm kitleler…

Aslında bizi yoran yolun uzunluğu değil yüreğin yalnızlığıdır…

Bireyselleşme, bencilleşme, dünyevileşme değerleri aşındırıyor, duyarlılıkları öldürüyor…

Bir defa kasvetler, korkular, kuşkular, kaygılar, karamsarlıklar, karasızlıklar çökmeye görsün ne hareket kalıyor ne de heyecan…

Bu halsizliği, hareketsizliği, heyecansızlığı nasıl atabiliriz? Diriliş dinamiklerimizi nasıl kuşanabiliriz? Şayet maruz kaldığımız atalet ve rehavete kader demiyorsak, ciddi bir karalılık ve iç tutarlılık ile tüm bu olumsuzlukları aşabiliriz… Yolumuz üzerinde konuşlanmış iblisleri, ayartıcı arzuları yenebiliriz… “Vehen” virüslerini, “şüphe” mikroplarını üretilmiş korkuları, “adam sen de”ci algıları yok edebiliriz…

Peki, düştüğümüz bu rehavetten bizi rahmete taşıyacak bir yol yok mudur? Çözüm arayışlarında, yol haritası ve anlam kodlarını içerecek bir şifre bulamaz mıyız? İşte bu amaca katkı olsun niyeti ile (3R) formülü diyorum…

Rih…

Ruh…

Rah…

Rih… Rüzgâr, kuvvet, devlet, heybet anlamındadır…

“Allah’a ve Rasülü’ne itaat ediniz, birbirinizle çekişmeyiniz, yoksa içinize korku düşer, rüzgarınız gider. Sabredin, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”( Enfal 46)

“Ve tezhebe rihukum/ rüzgarınız gider”

Kuvvetiniz, devletiniz, ağırlığınız, saygınlığınız, onurunuz, özgürlüğünüz yok olur… Acziyet ve zafiyetler sizi vurur…

Bu durum da yeni bir rüzgâr kaçınılmazdır… Heybet, izzet, asalet, cesaret, adalet, erdem, özgürlük içeren bir rüzgâr… Aşılayıcı bir rüzgâr… Kâbusları, kaosları, karanlıkları sonlandıracak bir rüzgâr… Moral, mecal bulabileceğimiz yeni bir heyecan estirebileceğimiz rüzgâra muhtacız…

Bireysel değil kolektif bir rüzgâr… Lokal değil küresel bir rüzgâr… Popüler, seküler, rasyonel, liberal rüzgârları bitirecek müteal bir rüzgâr… Mümin esen rüzgârlar karşısında savrulan değil rüzgâr estirendir… Bu arada kendimize şu soruyu kendimize sormak durumundayız… Acaba rüzgârımızı kesen hangi günahlarımızdır? Dağınıklığımızın, donukluğumuzun, duyarsızlığımızın nedenlerini biliyor muyuz? Niza, hased, gıybet, husumet, kin, nefret değimlidir, rüzgârımızı alıp götüren?

Yeni bir rüzgâr için vahdet şuuru, cemaat ruhu, ümmet bilinci, kardeşlik iklimi olmazsa olmazımızdır…

Ruh… Ruhsuzluğumuza iksir olacak, ölü toprağı serpilmişliğimize ba’sü ba’del-mevt olacak yeni bir ruha ihtiyacımız var… Nefha-i cedid ile canlanmalıyız… En tehlikeli yorgunluk bedensel değil ruhsal olandır… Ama önce ruhumuzu yoran, öldüren marazları bilmeliyiz…

Teferuat, tartışma, tefrika ruhumuzu öldürüyor…

Asabiyetler, aşırılıklar, arzular ruhumuzu vuruyor…

Enaniyet, nefs-i emare, riya, nifak ruhumuzu çürütüyor…

Vahyin diriltici ruhuna her zamandan daha çok muhtacız… O ruh olmazsa yığınlaşırız… Sürüleşir ve sürünürüz…

Rah… Doğru ve açık yol… Yanlışa götürmeyen hakikat yolu… Rahmete vuslat için rah diyoruz… Yeniden yola koyulmalıyız… Yoldan çıkmamak için birlikte yola çıkmalıyız… Çıkar- çizgi çatışmasında çizgiyi bozmadan yola revan olmalıyız… Yola çıkanlar için yol açık… Ama “yarın”cılarla yol alınmıyor… Yarınlar yorgun olanların değil, rahatından vazgeçenlerindir…

“Ya bir yol açın, ya bir yol bulun ya da yoldan çekilin…”

Yolda kalmak için yürek lazım…

Unutmayalım ki, rih… ruh… rah buluşması bizi rabbanileştirecektir…

Ne diyelim belki de RABİA’nın dörtlü şifresi de buna benzer bir şeydir…


Yukarı Geri Ana Sayfa