• Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
    Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
  • Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
    Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
  • “Baas rejimine destek verenin durumu”
    “Baas rejimine destek verenin durumu”
  • Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
    Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
  • “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
    “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
  • Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
    Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
  • Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
    Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
  • Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
    Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
  • Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
    Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
  • İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
    İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
Suriye devrimini şeytanlaştırmak
Abdurrahim ŞEN
Bilindiği gibi Şam kasabı meşru haklarının yerine getirilmesi için kalkışmış olan halkı başından beri “teröristler” olarak tanımlıyor, onları böylece ötekileştirip, şeytanlaştırıyor ve kanlarını kendisine helal görüyordu. Şimdi 2,5 yıl sonra...
3 Ekim 2013 05:17 Gösterim : 506

BM gözlemcilerinin gözetiminde gerçekleşen, Suriye halkının devrim iradesini kırmayı, direnişçi gurupları zayıflatmayı ve Cenevre II toplantısı için pazarlık masasına oturtmayı hedefleyen kimyasal saldırının ardından gelinen noktada direnişçi gurupların birleşerek her geçen gün daha da güçlendikleri, Suriye (diktatörünün) dostlarını çatlatan güzel günleri yaşıyoruz. Uluslararası topluma bir anda askeri müdahaleden “U dönüşü” yaptıran durum bu olsa gerek.

Nitekim Kremlin’de üst düzey görevli olan Sergey Ivanov Roters haber ajansına verdiği mülakatta, “Rusya Suriye’ye yapılacak askeri bir saldırıya karşı çıkmaktadır. Çünkü böyle bir müdahale sadece aşırıcıları güçlendirecektir” derken, Şam kasabının yedeği hazırlanmadan yapılacak askeri bir müdahalenin arazide her geçen gün birleşerek güçlenen İslamcı tehlikeye dikkat çekiyordu.

Rusya’nın ulusal televizyonu Pervıy’a demeç veren Rus Dışişleri Bakanı Lavrov, muhalif savaşçıların üçte ikisinin Cihatçı olduğunu anımsatarak hedeflerinin Suriye’de İslami halifelik kurmak olduğunu, bunun tüm bölgede faciaya yol açabileceğini belirtmesi de, Şam kasabının yedeği hazırlanmadan yapılacak askeri müdahalenin araziye büyük ölçüde hakim olan İslamcıların lehine bir boşluk oluşturacağına dikkat çekmişti.

Uluslararası ilişkiler ve Ortadoğu uzmanı Christian Muller’in el-Cezire kanalında katıldığı bir programda –bizzat izledim- Rusya’nın Suriye rejimini neden desteklediği sorusu üzerine “Rusya’nın Ortadoğu ayaklanmaları ile ilgili olarak en çok kaygı verici olanın Beşşar rejiminin enkazı üzerine Suriye’de Müslümanların bir halifesinin ortaya çıkması endişesini taşıdığını” dile getirmesi başından beri bu tehlikenin varlığından haberdar oldukları ve ABD ile “yapay karşıtlık üzerinden müttefiklik” siyasetini izlediklerini ele veriyordu.

Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius’un Avrupa Parlamentosu Dış İşleri Komisyonunda yaptığı ve altı kalın kalın çizilmesi gereken şu konuşma durumun vahametini en çarpıcı şekilde gözler önüne sermektedir: “Suriye’de durum bu şekilde devam edecek olursa krizin yerel değil bölgesel çapta olumsuz yansımaları olacaktır. Bu durumda aşırıcılar kazançlı çıkacaklar. Ortadoğu’da güç dengelerinin tam merkezinde aşırıcıların iktidarı ele geçirmeleri halinde istikrarsızlık Ürdün, Lübnan ve Türkiye’yi de içine alacaktır. Bu durumda gerilimin bir Arap-İsrail çatışmasına dönüşeceğini düşünmek kaçınılmaz olur.”
En son olarak Obama’nın, “Amerika’nın stratejik hedefi, İslamcıların ülkede otoriteyi ele geçirmelerine imkan vermeden Esed’in yönetimden uzaklaştırılmasını sağlamak” olduğunu vurgulaması ABD’nin derdinin esasta Esed’le değil, İslamcılarla olduğunu ortaya koymuştur. Obama’nın en son BMGK’nda yaptığı konuşmada “İsrail’in güvenliğinden kesinlikle taviz vermeyeceğiz” vurgusu da bunu teyit etmektedir.

İtalyan televizyonu Rai News 24’e konuşan Beşşar Esed, “Halkının selameti ve istikrarı yani ülkeniz için yönetimi tamamen bırakmayı düşündünüz mü?” sorusuna verdiği cevap ABD’nin Şam kasabını bugüne kadar neden ayakta tutmaya çalıştığını gözler önüne sermektedir. Esed “Devlet başkanı olarak açık konuşmam gerekir. İnsan, fırtınanın ortasındaysa gemiyi terk etmesi gerekmez, ülkesini fırtınanın ortasında bırakamaz. Aksine görevi; gemiyi, ülkeyi, güvenli limana ulaştırmaktır”.

Obama’nın yukarıdaki demeci ile birlikte düşünüldüğünde Şam kasabı Suriye gibi son derece stratejik önemi haiz olan bölgenin tam ortasında Amerikan jeopolitiğini derinden sarsıcı fırtınalı havada gemiyi/ülkeyi İslamcılardan uzak tutarak, güvenli bir limana ulaştırıncaya/yedeği olabilecek bir başka ABD kuklasına teslim edinceye kadar iktidarda kalmaya devam edeceğini açıkça ifade etmektedir. Batının kendisinden istediği tek ve koşulsuz talep budur.

Özellikle geçtiğimiz günlerde araziye hakim olan 13 büyük İslamcı gurubun, kanunları ve yasaları İslam şeriatına dayanan bir devlet kurmak için çalıştıklarını ve dışarıdaki muhalefeti ve sözde hükümeti tanımadıklarını ifade eden deklarasyon yayınlamaları, bunları Suriye halkının bugüne kadar canlarından katarak besledikleri devrimlerini çalmak için icad eden ABD ve batının yüzüne indirilmiş en ağır şamar olmuştur. Bu, Allah Rasulü (s.a.v.)’in veda hutbesinde, “Şeytan, artık sizin bu topraklarınızda ebediyyen kendisine ibadet edinilmesinden umudunu kesmiştir” sözlerine benzer bir durum ile ABD’nin bu mübarek toprakta ebediyyen kendisine kulluk edecek kuklalar bulamayacağını ortaya koymuştur.

Yine ağırlıklı olarak başkent Şam’da bulunan elliye yakın tugay ve birliğin “İslam Ordusu” adıyla ve Rasulüllah (s.a.v.)’in bayrağı altında birleşmeleri başından beri haykırdıkları gibi devrimleri için ebedi lider olarak Rasulüllah (s.a.v.)’den başka bir lider kabul etmeyeceklerini; bu devrimi kimsenin çalamayacağını göstermiştir.

Suriye devrimini akamete uğratmak için masaya sürdüğü tüm komplolar boşa çıkartıldıktan sonra batı çaresizce alışıldık bir komploya yeniden başvurmakta, bu mübarek devrimi ötekileştirmek, yalnızlaştırmak ve şeytanlaştırmak için terörize etmeye çalışmaktadır. Bu gelişmelerden bağımsız olmadığını düşündüğümüz, İslam coğrafyasının çeşitli bölgelerinde sansasyonel, sivilleri hedef alan saldırılar gündeme gelmektedir. Bu eylemler hangi amaçla ve kim tarafından yapılırsa yapılsın kesinlikle ümmetimize komplo kurmak için pusuya yatmış olan düşmanlarını sevindiren siyasi basiretten uzak eylemlerdir.

Uluslararası toplum Suriye halkının mübarek devrimini şeytanlaştırmaktan başka bir seçeneğinin olmadığını anlamıştır. Bundan dolayı yirmi beş milyonluk koskoca bir halkın ve ümmetimizin tekrar tarih sahnesine sıçrama umutlarını besleyerek büyüten devrimini ajanslar sürekli olarak “el-Kaide ve bağlı guruplar”, “Cihatçılar”, “Selefiler”, “Radikaller”, “Aşırıcılar” gibi tahvif edici, maksatlı yakıştırmalarla izleyiciye sunarak ümmetimizin tepkisini ona yöneterek marjinalleştirmeye çalışmaktadır.

Konvansiyonel medya, örneğin Malula’da Hristiyanların dahi Nusret Cephesinin kendilerine yönelik tutum ve davranışlarından son derece memnun olduklarına ilişkin haberleri gizlerken zaman zaman Suriye’ye ait olmayan ya da Şebbihaların işlediği cinayetleri İslamcıların işlediği şeklinde vermekte veya münferit -külliyen yanlış olan- birkaç olayı tüm devrimcileri karalamak için istismar etmektedir. Wikileaks skandalı Irak ve Afganistan’da bu türden eylemlerin yabancı misyonlar tarafından tertip edildiğine dair sayısız belge ortaya koymuştu.

Bu durumun, medyayı kontrol eden ülkelerin, ülkelerin bağlı olduğu uluslararası sistemin ve bu sistemin başında bulunan koro şefi ABD’nin İslamcıları terör listesine almış olması ile elbette bir bağlantısı var.

Yukarıda bir bölümünü aktardığımız röportajında Beşşar Esed, olayların başında muhalefete karşı şiddet kullanmaktan üzüntü duyup duymadığı konusunda yöneltilen bir soruya “Teröristlerle savaşmamız gerekiyordu. Bu, dünyanın her tarafında olan bir şey” şeklinde cevap veriyor.

Bilindiği gibi Şam kasabı meşru haklarının yerine getirilmesi için kalkışmış olan halkı başından beri “teröristler” olarak tanımlıyor, onları böylece ötekileştirip, şeytanlaştırıyor ve kanlarını kendisine helal görüyordu. Şimdi 2,5 yıl sonra uluslararası toplumun ve konvansiyonel medyanın aynı nakaratı dillendirmeye başlaması Suriye devrimini akamete uğratmak için onu yalnızlaştırma ve şeytanlaştırma siyasetini uygulaması durumu ile karşı karşıyayız. “Onlar, güç yetirebilseler, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler” (Bakara, 217)


Yukarı Geri Ana Sayfa