• Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
    Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
  • Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
    Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
  • “Baas rejimine destek verenin durumu”
    “Baas rejimine destek verenin durumu”
  • Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
    Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
  • “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
    “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
  • Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
    Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
  • Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
    Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
  • Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
    Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
  • Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
    Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
  • İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
    İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
”Sadece bir emir kipi: İsrail’i Kur!”
”Sadece bir emir kipi: İsrail’i Kur!”
Odessa doğumlu Rus asıllı siyonist lider, aynı zamanda siyonizmin kurucusu ve gazeteci Wladimir Jabotinsky imzası taşıyan ''Sadece bir emir kipi: İsrail'i Kur!'' Yeditepe Yayınlarından, Atilla Aşçı çevirisi ile okuyucuya...
7 Şubat 2014 03:14 Gösterim : 1.416

Wladimir Jabotinsky imzası taşıyan “Sadece bir emir kipi: İsrail’i Kur!” kitabı, Avrupa kıtasında yıllarca devam eden kıyımın nedenlerini ve amaçlarını kaleme alıyor. İskenderiye Mülteci Kampı’nda başlayıp, Filistin ve İsrail’in iç yapısını gözler önüne seriyor. 1914 de başlayan savaşın tek muhatabı olarak Osmanlı’yı hedef almalarını, Mısır’da tanıştığı ve kendisi gibi Rus Yahudisi Trumpeldor ile birlikte İskederiye kamplarında bulunan Yahudilerden askeri birlikleri nasıl kurduklarını anlatıyor bu kitapta.

Merkezde Osmanlı Devleti vardı!

Avusturya veliahtının Saraybosna’da bir Sırplı tarafından öldürülmesiyle başlayan küresel yangına Osmanlı “Harb-i Umumi” Avrupalılar ise “Dünya Savaşı” adını vermişlerdi. Bu şekilde başlayan kavga silah ve can kıyımlarına aksederek zamanla büyüdü ve çatışan menfaatlerin merkezine yerleşti. Olayın merkezinde, Osmanlı Devleti’nin bugün “Ortadoğu” adı verilen toprakları vardı. Ve amaç, insanların yaşadığı acıları hiçe sayan bir çıkar duygusuyla kendi heva ve isteklerini hayata geçirmek için planların ve oyunların ortaya konulduğu merkezin odağında, bugün olduğu gibi yine Siyonist Yahudiler yer alıyordu.

“Siyonizmin tek umudu, Türk İmparatorluğu’nun yıkılması idi”

I. Dünya Savaşı’na Osmanlı Devleti’nin girmesiyle Siyonistler bekledikleri fırsatın gelmiş olduğunu hissettiler. Jabotinsky ve arkadaşlarına göre vadedilmiş topraklarda İsrail Devleti’nin kurulabilmesi için savaşa katılmaları şarttı. İngiltere’ye müracatla Yahudilerin onların safında savaşa hazır olduklarını bildirdiler ve önce Çanakkale sonra da Filistin Cephesi’nde Osmanlı’ya karşı İngiliz ordusunda savaştılar. Bu kitapta Jabotinsky’nin kendi kaleminden Osmanlı’nın durumu ve geleceği hakkındaki ilginç tespitlerini; Siyonizm hakkındaki görüşlerini ve hedefleri uğruna ne tür çabalarda bulunduklarını; Filistin Cephesi’nde yaşananları bir de karşı tarafın gözünden görebileceksiniz: ‘Daha 1909’da, Jöntürklerin hüküm sürdüğü İstanbul’da, kulis arkasında dört Siyonist gazetenin redaksiyonunu yaparken, kesin fikrim oluşmuştu; Türklerin hakim olduğu yerde güneş görünmez ve ot bitmezdi. Siyonizmin tek umudu, Türk İmparatorluğu’nun yıkılması idi.”

İsrail-oğulları ile dünyanın imtihanı

Siyonizmin amaçlarının odak noktasında yer alan İsrail Devleti kurmak ve “Ortadoğu”yu ele geçirmek için Filistin’de Yahudi devleti kurma teşebbüsü 19. yüzyılın son çeyreğine kısmen faaliyete geçmiş ve o zamandan bu yana İsrail-oğulları ile dünyanın imtihanı daha da çetinleşerek günümüze kadar gelmiştir.

Ve şu şekilde devam ediyor…

“Siyonizmin tek umudu, Türk İmparatorluğu’nun yıkılmasıdır” düşüncesini hayata geçirmek için öncülük eden Jabotinsky, karşı tarafın düşüncelerine ayna vazifesini üstlenerek devam ediyor; “Almanya’nın savaşta yenilebileceğini göremedim; demek ki bir gazeteci peygamber olamıyormuş. Ama Avusturya ve Türkiye’nin savaş sonucunda bedel ödeyeceği konusunda en ufak bir şüphem yoktu. Demir ve taş ateşe dayanabilirdi; ama tahtadan bir kulübenin eğer bir mucize gerçekleşmezse, ateşten kurtulması imkânsızdı ve bende kesin bir inanç vardı… mucize yoktu. Türkiye’nin, en küçük bir askeri müdahalede dağılacağı konusunda en ufak bir şüphem yoktu. Bu sadece yalın bir his değildi, soğukkanlı bir hesabın sonucu oluşmuştu… Avusturya ve Türkiye’yi, gazete muhabiri olarak uzun süre yaşadığım iki ülke olarak gayet iyi tanıyordum… Avusturya’nın, birbirinden ayrılan parçalardan oluştuğunu, Türkiye’nin de bir ülke değil, hüzünlü bir yanlış anlaşılmalar komedyası olduğunu biliyordum.

“Sadece bir emir kipi… İsrail’i kur!”

Aramızdan öyle bir tür insan çıkacak ki ne kendi, ne de başkası adına bir eğilimi olacak… Demirden bir tür. Öyle kapkatı değil, ama işte demir gibi… Milli çıkarlar doğrultusunda, her çeşit şekil verilebilecek bir demir… Bir çember mi lazım? Buradayım. Bir çivi, bir vida, bir demir parça? Buradayım. Toprak mı kazılıp, açılacak? O kazma benim… Asker mi gerekli? İşte ben, hazırım! Polis, doktor, hukukçu, oyuncu, öğretmen, su taşıyıcı? Buradayım. Yüzümde ifade yok, psikolojim yok, kendime ait duygularım yok, adım yok, hiçbir şeye bağlı değilim. Sadece bir emir kipi tanıyorum… İsrail’i kur!’

Yenişafak


Bu haberler ilginizi çekebilir!
Yukarı Geri Ana Sayfa