• Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
    Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
  • Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
    Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
  • “Baas rejimine destek verenin durumu”
    “Baas rejimine destek verenin durumu”
  • Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
    Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
  • “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
    “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
  • Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
    Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
  • Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
    Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
  • Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
    Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
  • Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
    Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
  • İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
    İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
Muhteşem çöküş ve levantın patlaması!
Abdurrahim ŞEN
Batının ön korkusu; Suriye devriminin, emperyalizmin 1916’da çizmiş olduğu sınırları değiştirerek bu coğrafyayı sahiplerine iade edecek potansiyeli barındırmasıdır....
9 Nisan 2014 12:54 Gösterim : 612

El-Cezire haber sitesinin Washington Tımes Gazetesine dayandırdığı habere göre Amerikan Dışişleri Bakanı John Kerry geçtiğimiz hafta sonu bir grup kongre üyesine hitaben yaptığı konuşmada ülkesinin Suriye politikasının çöktüğünü ifade etti. Ayrıca Obama yönetiminin Suriye politikasının başarısızlığı yönünde Amerikan kamuoyunda gittikçe yükselen eleştirileri yanıtlarken Kerry’nin kullandığı “Suriye politikası çok çetrefilli ve zor” şeklindeki ifadeleri bir süper gücün tarihinde görülmemiş bir şekilde Suriye direnişi karşısında diz çöküşünün ve acziyetinin itirafı niteliğindeydi.

Amerika’nın Suriye devrimini çalmak için masaya sürdüğü son diplomatik hamlesi olan Cenevre-2 zirvesinin ardından BM Suriye Özel Temsilcisi Ahtar İbrahimi’nin, müzakerelerden kayda değer hiçbir sonucun elde edilemediğini ifade etmesi de bunu teyit etmektedir.

Amerika bir yandan Suriye meselesini güya çözmek adına diplomatik girişimlerde bulunurken öte yandan Suriye rejiminin uluslararası düzeyde meşruiyetini muhafaza etmektedir. En son Cenevre-2 zirvesinde Kerry “Suriye’nin geleceğinde ne İslamcılara ne de Esed’e yer yok” derken bile ‘yer yok’ dediği katil rejimi uluslararası bir zirvede ağırlayarak onun meşruiyetini muhafaza ediyordu. Suriye’nin geleceğinin konuşulduğu bu toplantıda İslamcılar olmadığına, 1- Suriye halkını katledenler 2- Suriye halkını hiçbir şekilde temsil etmeyen çakma muhalifler olduğuna göre Kerry’nin bu sözü ile “Suriye’nin geleceğinde sadece İslamcılara yer yok” demek istediğini anlamak için her halde çok zeki olmaya gerek yok.

Evet, yüzlerce düşünce kuruluşu ve binlerce stratejistin şekillendirdiği Amerikan politikası kelimenin tam anlamıyla çökmüştür. Bir süper güç düşünün, çaresizliğini yüzbinlerce insanı katleden bir rejime yaslanarak ötelemeye çalışıyor. Amerika açıkça Beşşar Esed’i desteklemektedir. Zira Amerika ve müttefikleri Şam kasabının tek alternatifinin İslamcılar olduğunu ve bu devrimin Esed rejiminin de ötesinde batının son yüzyılda inşa ettiği jeopolitiği tehdit ettiğini bilmektedirler. Bu kişisel bir yorum değil, sağır sultanın bile işittiği fenomen halini almış bir gerçekliktir artık. Bu konuda en taze demeçlerden biri CIA’nin Eski Başkanı Michael Hayden’e ait. Hayden Jamestown Vakfı’nda yaptığı konuşmasında, Suriye’de mevcut seçenekler arasında ‘en iyisinin savaşı Esad rejiminin kazanması’ olduğunu söylüyor.

Hayden, bizim bu köşeden defaatle dillendirdiğimiz meselenin can alıcı noktasına değiniyor: “1916′da İngiliz ve Fransızlar tarafından varılan Sykes-Picot Antlaşması’yla sınırları çizilen bir tek devletin ortadan kalkması I. Dünya Savaşı’ndan sonra çizilen bütün yapay sınırların ortadan kalkması anlamına gelecektir. Bu durum da ise medeniyetlerin kesişme noktasında (Ortadoğu’da) yönetilmeyen bir alan ortaya çıkacaktır.”

Eski CIA başkanı “Suriye’de devam eden sürecin Ortadoğu coğrafyasının önemli bir bölümünün “Sünni fundamentalizmi” tarafından ele geçirilmesi ile sonuçlanacağı, bunun ise kelimenin tam anlamıyla Levant’ın patlaması anlamına geleceği” böylece “Lübnan, Ürdün ve Irak’taki “yüzyıllık düzenin kaosa sürükleneceğini” ifade etmektedir.

İşte batının ön korkusu; Suriye devriminin, emperyalizmin 1916’da çizmiş olduğu sınırları değiştirerek bu coğrafyayı sahiplerine iade edecek potansiyeli barındırmasıdır. Ancak kendini batılı uygarlık ailesine ait hissedenler bu korkuyu aynıyla yaşadıkları için ümmet kamuoyunda şuyû bulmasının riskli; bir o kadar kontrolü daha güç bir durum meydana getireceğini düşünerek bu türden demeçlere asla haber değeri taşıyan demeçler olarak bakmamakta ve kamuoyu önünde tartışmaktan özenle kaçınmaktadırlar.
Amerika’nın 100 yıllık planlarını yapanlardan biri olduğu düşünülen tilki siyasetçi/stratejist Zbigniew Brzezinski’nin bundan yaklaşık yirmi yıl önce yayınlanan ve 21. yüzyılın süper gücünün kim olacağı sorusuna cevap aradığı “Büyük Satranç Tahtası” adlı kitabında Amerikan’ın 21. yüzyılda da süper güç olma hayallerini suya düşürecek olası hamlelerden söz ederken dile getirdiği, Ortadoğu’yu merkeze alan ve bütün İslam coğrafyasını tek bir siyasi çatı altında birleştirecek İslami bir devletin çıkacağına dair öngörüsü bugün Hilafet devleti taleplerini gündeme getiren Suriye devrimi ile örtüşmüştür.

Hem de o kadar örtüşmüştür ki bu endişe kimilerinde adeta bir histeriye dönüşmüştür. Rus Dışişleri Bakanı Lavrov’un hemen hemen her fırsatta Suriye devriminin bir Hilafet devletiile sonuçlanması endişesini dile getirmesi batılıların nasıl bir histeriye tutulduklarını gözler önüne sermektedir.

Bütün bunlar İslam ümmetinin tarih sahnesinden çekildiği yüzyıllık fetret döneminin ardından yeniden kurucu bir özne olarak kendi jeopolitiğine dönüşünün gerçekleşeceği mihver coğrafyanın Bilâdü’ş-Şam olduğunu göstermektedir.

Buna hala rağmen Amerikan imparatorluğunun muhteşem çöküşü ve İslam’ın kendi jeopolitiğine o muhteşem dönüşü ne zaman olacak sorusunu soranlar olabilir. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

مَتَى هُوَ قُلْ عَسَى أَن يَكُونَ قَرِيبًا

(Vaad edip durduğunuz) o (gerçek) ne zaman (?) diyorlar. Deki, pek yakında! (İsra, 51)


Yukarı Geri Ana Sayfa