• Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
    Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
  • Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
    Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
  • “Baas rejimine destek verenin durumu”
    “Baas rejimine destek verenin durumu”
  • Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
    Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
  • “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
    “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
  • Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
    Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
  • Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
    Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
  • Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
    Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
  • Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
    Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
  • İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
    İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
Meclis’te halifeliği savunacak vekil bırakılmamıştı
Meclis’te halifeliği savunacak vekil bırakılmamıştı
1924 yılında tek tipleştirilmiş Meclis'te Halifeliği savunabilecek milletvekili neredeyse kalmamıştı. Meclis'teki tek bağımsız vekil olan Zeki Bey görüşlerini açıkça ve cesur bir şekilde ifade etti. Hilafetin kaldırılmaması gerektiği yönünde uzunca bir konuşma yaptı. Konuşması sık sık milletvekilleri tarafından...
5 Mart 2014 10:13 Gösterim : 886

Ömer Aymalı – Tarih Dosyası / Dünya Bülteni

Bundan 90 yıl önce TBMM ağır bir siyasi gündem içerisinde Hilafetin kaldırılması için toplanmıştı. 1 Kasım 1922 tarihinde saltanatın kaldırılması sürecinde Hilafet saltanattan ayrılmış ve TBMM Osmanlı ailesinden Abdülmecidi halife seçmişti. Aynı gün Halife seçildiği gün Abdülmecit Efendi İslam alemine yönelik bir bildiri yayınladı. Bu bildirinin yayınladığı gün TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa, Refet Paşa aracılığıyla yeni Halifeye uyması gereken kuralları hatırlatıyordu. Halife Abdülmecit yalnızca Halife-i Müslim’in ünvanını kullanacak buna başka ünvanlar ekleyemeyecekti, kendisine çizilen sınırları aşmayacaktı.

Abdülmecit Efendinin Halife seçilmesi halifelik konusuna bir çözüm getirmekle beraber yeni bir siyasi gerilimi de başlatacaktı. Saltanatsız bir halifelik ne anlama gelmekteydi?  Halifenin görev ve yetkisi ne idi ? Halife aynı zamanda devlet başkanı mıydı? Tüm bu sorular Cumhuriyetin ilanına kadar geçen sürede halife taraftarları ve karşıtları arasında uzun uzun tartışıldı.   

Halifeyi Resullullah Hadimü’l-Haremeyni’ş-Şerifeyn Abdülmecit bin Abdülaziz Han”

Halife Abdülmecit ile Ankara arasında ilk gerginlik biat törenin hemen ardından yaşandı. Halife Abdülmecid’in TBMM başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya çektiği telgrafta ‘Halifeyi Resullullah Hadimü’l-Haremeyni’ş-Şerifeyn Abdülmecit bin Abdülaziz Han” şeklinde kullandığı ünvanı tartışmalara sebep oldu. Kendisine Halife-i Müslimin ünvanını kullanabileceği ifade edilen Halife Abdülmecit’in bunun dışına çıkması ve Abdülmecit bin Abdülaziz Han tabirini kullanarak Osmanlı saltanatını vurgulaması Ankara hükümeti le Halife Abdülmecit’i daha ilk günden karşı karşıya getirmişti. 

İlk günden başlayan bu gerginlik Halife Abdülmecit’in nişanlarını takarak Cuma alaylarına çıkması, Hilafet kurumuna ayrılan tahsisatın artırılmasını istemesi ve yabancı elçileri kabul etmek istemesi ile gitgide arttı. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilanı ile gerilimde yeni bir safhaya geçildi. Mustafa Kemal Paşa ve yeni ekibi Cumhuriyetin ilanı ile devlet başkanlığı sorununu çözmüştü. Bununla beraber Cumhuriyetin ilanı önemli tartışmaları da beraberinde getirdi. Kurtuluş savaşının diğer önemli isimlerine haber verilmeden danışılmadan Ankara’da‘oldu bitti’ye getirilen Cumhuriyetin ilanı siyasi bir bunalıma dönüştü. Kazım Karabekir, Rauf Orbay gibi önemli simalar Cumhuriyet’e karşı olmakla suçlanmaya başlandı. Üstüne bir de bu kişilerin İstanbul’da Halifeyi ziyaret etmesi, Halifeye vicdanen bağlıyım şeklindeki demeçleri,  Cumhuriyet tartışmaları ile başlayan siyasi gerilimi Halifelik makamı etrafına topluyordu.

Bu siyasi gerilim içerisinde Mustafa Kemal Paşa Hilafet makamını tartışmaya açtı. Halifeliğin devlet yönetiminde iki başlılığa sebep olduğu ve bunun Türkiye’nin bekası için bir tehdit olduğu yönünde değerlendirmeler yapıldı. Tüm bu gelişmelerin ardından 3 Mart 1924 tarihinde Hilafetin ilgasına ve Hanedanı Osmaninin Türkiye Cumhuriyeti dışına çıkarılmasına dair kanun teklifi Urfa Milletvekili Şeyh Saffet Efendi ile 53 milletvekili tarafından TBMM’ye sunuldu. Kanun teklifi şöyleydi: Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde makamı hilâfetin vücudu Türkiye’yi dahilî, harici siyasetinde iki başlı olmaktan kurtaramadı. İstiklâlinde ve hayatı milliyesinde müşareket kabul etmiyen Türkiye’nin zahiren ve zımmen bile olsa ikiliğe tahammülü yoktur. Asırlardan beri Türk Milletinin sebebi felâketi ve ilâ nihaye fiilen ve ahden bir Türk İmparatorluğunun vasıta i inkırazı olan Hanedanın hilâfet kisvesi altında Türkiye’nin mevcudiyetine daha müessir bir tehlike olacağı tecarübü mütehammilâne ile katiyen sabit olmuştur. Bu hanedanın Türk Milletiyle münasebattar olan her vaziyet ve kuvveti mevcudiyeti milliyemiz için mahzı tehlikedir  Esasen hilâfet, imarat evaili islâmda Hükümet mâna ve vazifesinde ihdas edilmiş olduğundan dünyevi ve uhrevi bilcümle vazaifi mütevecciheyi ifa ile mükellef olan zamanı hazır Hükümatı İslâmiyesinin yanında ayrıca bir hilâfetin sebebi mevcudiyeti yoktur.

Kanunun birinci maddesi ise şöyleydi: Halife hul’edilmiştir. Hilâfet, Hükümet ve Cumhuriyet mâna ve mefhumunda esasen mündemic olduğundan hilâfet makamı mülgadır.

Kanunun 1.maddesinin okunmasından sonra vekiller söz almaya başladılar. Kürsüye gelen ilk gelen  Rize milletvekili Ekrem Bey idi. Ekrem Bey yaptığı konuşmada Osmanlı ailesinin Türk milletine hiçbir hizmetinin bulunmadığını, milletin ilerleyişinin önündeki en büyük engelin her zaman Osmanlı padişahlarının yönetimi olduğunu iddaa edecek ve Halifeliğin Osmanlı hanedanında olmasını şu ağır cümlelerle eleştirecekti: Mazisi cinayetlerle dolu ve Türk Milletine hizmet etmemiş olan bu ailenin hilâfetle münasebeti nedir?Binaenaleyh neticeye geliyorum, doğrudan doğruya teklifin gösterdiği vechile bilaistisna hanedan ailesinin hudut haricine çıkarılmasından ibarettir.

Ekrem Beyden sonra kürsüye Gümüşhane milletvekili Zeki Bey çıktı. Meclisteki tek bağımsız vekil olan Zeki Bey görüşlerini açık bir şekilde ifade etti. Hilafetin kaldırılmaması gerektiği yönünde uzunca bir konuşma yaptı. Konuşması sık sık milletvekilleri tarafından kesildi. Cumhuriyet karşıtı olmakla, Damat Feritçi olmakla suçlandı. Zeki Bey tüm kışkırtmalara rağmen kendi inandığı doğruları kürsüden ifade etmekten geri durmadı. Hilafet makamının Türk milletinde olduğunu bunun hem iç siyaset hem de dış siyaset için Türk milletinde kalmasının yararlı olduğunu izah etmeye çalıştı.  Mecliste tek başına hilafet makamını savunan Zeki Beyin konuşması ve esnasında yaşananlar TBMM zabıtlarına şu şekilde geçti:

ZEKÎ B. {Gümüşane) — Muhterem arkadaşlar geçen günkü bütçe münasebetiyle Vasıf Bey ‘biraderimizin pek muhil bir beyanatları vardı.Bu kürsüi milletten herkes hür bir surette istediklerini hür fikirlerini hür kanaatlerini söylemek hakkına maliktir. (İşitemiyoruz sesleri). Sesimin müsaadesi olmadığı için bu kadar söyliyebiliyorum.

TUNALI HİLMİ B. (Zonguldak) — O, yalnız Vasıf Beyin söylediği bir hakikat değildi.

ZEKİ B. (Devamla) — Hür bir fikir söylenmiyecek mi? Keza Vasıf Bey bira derimiz Fransa’nın 1709 İnkılâbı Kebirinden bahsederken,Fransa İnkılâbı Kebirinden dolayı Fransa’daki hanedanı kraliyetin idamından ve hududu millî haricine atıldığından (bahsettiler. Bendeniz yalnız o günkü noktayı nazarla bugünkü vaziyeti görmek istiyorum. Acaba bugün bizim vaziyetimiz dâhilinde bircumhuriyeti ilân ettiğimiz vakit bizim karşımızda saltanatı istiyen bir kuvvet var mıydı, geçebilir mi idi ve olabilir mi idi? Keza Vasıf Bey biraderimiz umdelerimizden (bahsederken mebuslar umdei esasiyeleri kabul ederek gelmişlerdir ve bu umdei esasiyeler dâhilinde ifayı vazife etmek bir namus borcudur dedi ki çok doğru bir şeydir.

RAGIB B. (Kütahya) — O umdelerde senin alâkan yoktur.

ZEKİ B. (Devamla) — Ben milletin efradındanım, fırkanın değilim. Umdelerden bahsetmeye salâhiyetim vardır. Burası hür bir kürsüdür.Zatıâlileri de çıkarsınız. Burada noktai nazarınızı söylersiniz.Acaba bu umdei esasiyeler dâhilinde böyle ananatı milliyemizi ani surette sarsmak ve yıkmak usulleri de dâhil mi idi? Bu gün memleketin her hangi bir tarafından mesaili iktisadiyeyi, mesaili siyasiyeyi ve dahiliyeyi ve ziraiyeyi hallettik de yalnız ‘bu vaziyetin içerisinde yapılmak istenilen bu mu kaldı? (Gürültüler) ‘bendenize öyle geliyor ki, bunun zamanı henüz gelmemiştir ve gelmediğine kaaniim.

RECEP B. (Kütahya) — Ne vakit gelecek Zeki Bey?

ZEKÎ B. (Devamla) — Yalnız Heyeti Celilemizim inzarı umumiyesine arz ederim ki, bizim bir Teşrinisani tarihli bir kararımız vardır. Orada diyoruz ki, bu “umdelerimizle beraber halka ilân ediyoruz ki, bu lâyetegayyerdir.

HÜSEYİN B. (Elâziz) — Senin karışmaya hakkın yoktur.

REİS — Hatibin sözünü kesmeyin.

ZEKİ B. (Devamla) — «Hilâfeti Hanedanı Âli Osmana aid olup Büyük Millet Meclisi tarafından bu hanedanın ilmen ve ahlâkan erşat ve aslâh evlâdı intihabolunur» Heyeti Celilenizin vermiş olduğu bu kararı kaldırmış olan ayrıca bir lâyihai kanuniye var mıdır?

MUSTAFA B. (Tokad) — O karar ile bunun arasında fark var. Ondan sonra neler oldu haberin var mı? Uyuma!..

ZEKİ B. (Devamla) — Arkadaşlar bendemiz mutedil liberal ve bununla bir ebedi müthiş bir ittihadı islâm taraftarıyım. (Türkçe söyle sesleri) tarihin bu azametini kendi milletimde görmek isterim. – Benim gayem budur. Bunun içindir ki, memleketimin siyaseti dahiliye ve hariciyesi namına hilâfetin ilgasını kabul ederek bugünkü vaziyet dâhilinde bu müthiş kuvveti düşmanların veyahut diğer hükümetlerin kucağıma atmıyalım.

RAGIB B. (Kütahya) — Muhalefetin derecesine en büyük misali…

ZEKİ B. (Devamla) — Arkadaşlar, Cumhuriyet (Gürültüler) bendeniz ağzımla müdafaa ediyorum. Sizin de lisanımızla müdafaa etmeniz lâzımdır. (Hakkın yoktur sesleri) Benim de hakkım vardır. Ben de sizin gibi bir vekilim. Bu kürsü millette istediğimi bilâperva söylerim. Kimseden korkum yoktur.

ALÎ RIZA B. (İstanbul) — Damat Ferit’in dostusun.

ZEKİ B. (Devamla) —- Levazımdaki hırsızlardan değilim.

İHSAN B. (Cebelibereket) — Fakat jurnalcisin, Damat Ferit Paşaya jurnal vermiş âdi bir adamsım.

RAHMİ B. (Trabzon) — Efendim Mebus âdi adam olamaz rica ederim.

FUAD B. (Kırkkilise) — Şahıslardan bahsetmeyiniz rica ederim.

ZEKİ B. (Gümüşane) — Eğer onlar bahsetmemiş olsaydılar arkadaşlarımın kanaatine hürmet ederdim. Fakat edenler de benden yüksek bir adam değillerdir. Bunu söylemek mecburiyetindeyim.Biz Cumhuriyet, hâkimiyeti milliye ve teceddüdediyoruz. Eğer bunlar halkın arzusu ise – ki, olduğuma benim imanım var – bununla beraber biz öyle zannediyoruz ki, bu esasat dairesinde ittifak ettiğimiz takdirde halkın ihtiyacatı umumiyesine aidolan bu esasatı yine halktan veçhe alarak o veçhe dairesinde halkın ihtiyacatı umnmiyesini nazarı dikkate alarak o veçhe üzerine ve Teşkilâtı Esasiyemiz ve fırkamın heyeti umumiyesini bir umdei esasiye olarak kabul ettiği esasat dairesinde Hükümete bir veçhe vererek o suretle karar vermemiz icabederdi.

Yoksa biz düşündüklerimizi,kendi arzu ettiklerimizi doğrudan doğruya halka kabul mu ettireceğiz. Bendeniz bugünkü vaziyeti kanuniyemiz ve teşkilâtı esasiyemiz bu fırkanın heyeti umumiyei millete umdei esasiye olarak kabul ettirdikleri eşkâli muhtelife üzerinde bu hak ve salâhiyetin bugün için bizde mevcud olmadığını görüyorum. Ya arayı umumiyeye müracaat yahut yeniden tecdidi intihabat yapılması lâzımdı. (Gürültüler), (aşağı sesleri) ve bunları bir umdei esasiye olarak “yeniden milleti bildirir, o suretle o teşkilâtı ifa ederdik. Efendiler her gün bir arz ve talep karşısında bulunuyoruz. Bunun mebdeini anladık, gayesi nedir? Bunu bize söyleyin!..

ALİ, SAİB B. (Kozan) — Seni damat yapalım, Zeki Bey!

Haberin Devamı …


Bu haberler ilginizi çekebilir!
Yukarı Geri Ana Sayfa