• Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
    Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
  • Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
    Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
  • “Baas rejimine destek verenin durumu”
    “Baas rejimine destek verenin durumu”
  • Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
    Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
  • “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
    “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
  • Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
    Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
  • Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
    Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
  • Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
    Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
  • Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
    Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
  • İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
    İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
Kukla oyununun kaçıncı perdesi
Abdurrahim ŞEN
Rusya Devlet Başkanı Putin’in “Esed rejiminin tek alternatifi aşırıcılardır, bu durum İsrail ve tüm dünya için hoş olmayan kaos ortamının bölgeyi sarmalaması anlamına gelmektedir” şeklindeki ifadesinden uluslararası toplumun kaygılandığı tek...
16 Ağustos 2013 11:38 Gösterim : 606

Suriye devrimini akamete uğratmak için geliştirdiği onlarca siyasi planın boşa çıkmasının ardından batının en son olarak masaya sürdüğü Cenevre 2 planının çerçevesi netleşmeye başladı.

Geçenlerde Rus Dışişleri Bakanı Lawrov, Suriye rejimine ve Suriye muhalefetine “teröristleri” ülkeden kovmak için birlikte hareket etme çağrısında bulunmuştu. Cenevre 2 toplantısının bu hedefi gerçekleştirmek için çalışması gerektiğini ifade eden Lawrov, Rus Today kanalının verdiği habere göre Suriye Başbakan Yardımcısı ile yaptığı görüşmenin hemen akabinde “Suriye sorununun çözülebilmesi için ‘teröristlerin’ Suriye’den kovulmaları Cenevre 2 toplantısının başlıca gündem maddesi olmak zorunda” dedi.
Rusya Devlet Başkanı Putin’in “Esed rejiminin tek alternatifi aşırıcılardır, bu durum İsrail ve tüm dünya için hoş olmayan kaos ortamının bölgeyi sarmalaması anlamına gelmektedir” şeklindeki ifadesinden uluslararası toplumun kaygılandığı tek etkenin İslam olduğu anlaşılmaktadır.

ABD’nin Irak ve Afganistan’da kazandığı deneyimleri Suriye’de kullanabileceğini ifade eden ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey’in ‘Son 10 yılda öğrendiklerimiz, işleyen bir devleti muhafaza etmek için neler gerektiği konusunda dikkatli bir değerlendirme yapmadan, sadece askeri güç dengesini değiştirmenin yeterli olmadığını gösteriyor’ şeklindeki ifadesi de batının, dünyanın siyasi merkezinde stratejik öneme sahip Suriye rejimini “muhafaza” etmekten başka bir derdinin olmadığını ele vermektedir.

ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey’in “Suriye’deki savaşın gelecek on yılın sorunu” olduğu ve yine ABD Askeri İstihbarat Başkan Yardımcısı David Shedd’in “aylar ve hatta yıllarca sürebileceğini” ifade ettiği Suriye’deki çatışmalarda radikal “İslamcı grupların üstünlük kazanabileceği” noktasındaki beyanatları batının Suriye devrimi karşısında siyaseten tükendiği, askeri açıdan durumu kontrol etmek için de geç kaldığı anlamına gelmektedir.

Esed rejiminin yedeğini hazırlayarak Suriye devrimini çalmaya dönük onlarca siyasi girişimin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından batı bu ülkede savaşı uzun vadeye yayarak arazideki güç dengelerini İslamcı gruplar aleyhine değiştirmeyi ummaktadır.
Yük. As. Kon. Bşk. Selim İdris’in defaatle “silahların aşırıcıların eline geçmeyeceği garantisini veriyoruz” şeklinde açık güvenceler vermesine rağmen batı Suriye muhalefetinin silahlandırılmasına hala tereddütle bakmaktadır. Zira bazı ÖSO komutanlarının, batının verdiği silahları Nusret Cephesi ya da bir başka direnişçi gruba doğrultmayacaklarını ifade etmiş olmaları ABD’nin bu planını da boşa çıkartmıştır. Bundan dolayı ABD, daha çok güven duyduğu PYD’yi palazlandırarak oyuna sokmuştur. Salih Müslim gibi, Rasulayn’daki çatışmalar sırasında “Biz şeriat talep edenlerle savaşıyoruz” diyen Marksist bir liderliğe sahip olan bu yapı ABD’nin, araziyi arındırmak istediği İslamcılarla savaşında tek güvenebileceği yapı olarak durmaktadır.

Bu son oyunla Suriye rejimini ayakta tutmak için bu ülkeye transfer edilen Hizbullah militanları ve İran askerlerinin yanına bir de PYD eklenmiş oldu.

Burada şaşırtıcı olan PYD ile Türkiye arasında yaşanan sıcak gelişmelerdir. Nusret cephesi ile girdiği çatışma sonrasında Türkiye sınırına ayrılıkçı bayrağını diken ve “İslamcılarla savaşıyoruz” diyen Salim Müslim’i Ankara’da ağırlayan Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun direnişçi grupları “hak davaya ihanet ettikleri” şeklinde ağır bir dille suçlaması ne anlama gelmektedir?
Aynı şekilde Suriye Koalisyonunun yeni başkanı Carba’nın geçen hafta BM Güvenlik Konseyi’nde katıldığı özel toplantıda sarf ettiği “Esed, radikallerle işbirliği halinde” şeklinde direnişçileri karalayan akla ziyan demeçlerinden, bugüne kadar canları ile bu devrimi yüceltmiş olan direnişçileri kuşatma, boğma ve araziden tasfiye etme planına psikolojik karalama kampanyalarının da eşlik edeceğini göstermektedir. Ayrıca Carba’nın BMGK’ndeki bu ifadesi güdümlü Suriye muhalefetinin Cenevre 2 planının amaçlarını gerçekleştirmeye ne kadar hevesli olduğunu gösteren trajik bir demeç olmuştur.

Gelinen noktada, Rus Dışişleri Bakanı Lawrov’un Suriye sorununun çözülebilmesinin tek yolu olarak gördüğü direnişçi grupların tasfiye edilmelerini amaçlayan Cenevre 2 süreci için rejim ve muhalefet yeni bir kukla oyunu sahnelemektedirler.

Dünyanın jeopolitik merkezinde ümmetin gerçekleştirdiği bu ayaklanmalar ABD’nin liderliğini yaptığı batıya yolun sonunu göstermiştir. Uygarlığının muhteşem çöküşünü iyiden iyiye hisseden batı hayatta kalabilmek için jeopolitik oyuncularından/kuklalarından üst düzey isteklerde bulunmaktadır. İslam coğrafyasını alev evine döndüren bu istekleri yerine getirirken “biz ıslah edicileriz” demeleri onları kaçınılmaz sonuçtan kurtarmaz. Kendisi ile el sıkışan her kesi ve her devleti beraberinde tarih sahnesinin dışına savuracak bir çılgınlıktır bu. Şayet böyleleri şuurunu kaybedip tarih sahnesinin dışına savrulmasa -Kur’an’ın deyimiyle “Eğer Allah insanların bir kısmını, diğer bir kısmı aracılığıyla defetmemiş olsaydı- elbetteki dünyanın düzeni bozulur giderdi.” (Bakara: 2/251)


Yukarı Geri Ana Sayfa