• Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
    Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
  • Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
    Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
  • “Baas rejimine destek verenin durumu”
    “Baas rejimine destek verenin durumu”
  • Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
    Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
  • “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
    “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
  • Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
    Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
  • Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
    Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
  • Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
    Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
  • Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
    Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
  • İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
    İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
Hilafetin Kaldırılması Batıya da Yaramadı
Hilafetin Kaldırılması Batıya da Yaramadı
“Hilafet Makamı’nın ilga edilmesi İslam Tarihi’nde bir kırılma noktasıdır. Bu, yeni dünya düzeninde Müslümanların yer almayacağının deklarasyonudur. Bu bir geri çekilme hamlesidir. Müslümanlar, I. Dünya Savaşı’ndan sonra bir güç olamayacaklarını göstermiş oldu. Türkiye, Avrupa karşısında oyun kurucu olarak yer...
14 Ocak 2014 02:34 Gösterim : 1.224

HELENİZM; Yunan kültürünün Doğu kültürleriyle teması sonucu ortaya çıkan fikir, sanat ve felsefe akımı olarak tarif edilir. Aydınlanma Felsefesi de özellikleri itibarıyla tıpkı insana benzeyen Yunan Tanrıları’ndan oldukça etkilenmişlerdir. Aydınlanma Felsefesi’nin temel iddiası şudur. İnsanoğlu, tanrının elinde olan bilimi çalmış ve artık yeryüzünde kendisi ilahlık yapacaktır. Bu felsefenin, dine inanan insanları da etkilediğini gizleyemeyiz. Aydınlanma Felsefesi önünde durulamaz bir fırtınadır. Bu fırtınaya karşı durabilmek için ona katılmaktan başka çare yoktur. Bu noktada karşımıza “Herodian” kavramı çıkmaktadır.

Helenizm Baskısı karşısında yılan Yahudiler, bu akım karşısında temelde iki ayrı tavır geliştirmişlerdir. Bir grup dinine daha sıkı bir şekilde sarılırken bir kısmı da “Herodian” olmayı tercih etmiştir. Herodian; kendisinden hünerli ve daha iyi silahlanmış birisiyle karşılaştığında geleneksel savaş taktiklerini bırakarak düşmanın taktik ve silahlarıyla savaşmayı öğrenen insandır. Osmanlı’nın son dönemlerinde “Batı’nın silahlarıyla silahlanarak Batıya karşı durma” yaklaşımıyla Herodian anlayışı arasında yakın bir bağ vardır. Ama zaman içerisinde Mustafa Sabri Efendi (rh.a)’ın yerinde tespiti ile “Batılılaşma, Batılılaşmaya karşı duran insanları bile” kuşatmıştır. Artık içimizde Batı’yı ve değerlerini Batı’dan daha çok savunan insanlar bile çıkmıştır. Abdullah Cevdet’in “damızlık erkek” tezi buna bir örnektir.

Cumhuriyet Dönemi’nde Batı’ya karşı durmak iddiası terk edilmiş “Batılılaşma Sevdası” yerine ikame edilmiştir. Artık savaşılması gereken Batı değil İslâm’dır. Arnold Toynbee, “Medeniyet Yargılanıyor” isimli kitabında şu tespiti yapmaktadır: “Türkler yalnızca Anayasalarını değiştirmekle kalmadılar. Bu oldukça basit bir iş sayılabilir. İslâm inancının koruyucusu durumunda olan Halifeyi ve hilafet müessesini, tekkeleri, medreseleri, kadınların yüzünden ifade ettiği bütün şeylerle birlikte, peçeyi kaldırdılar. İsviçre Medeni Hukuku’nu kelimesi kelimesine Türkçeye çevirip, İtalyan Ceza Hukuku’ndan alıntılar yaparak Şeriatı kaldırdılar ve meclisin oylarıyla yasallaştırdılar.” Toynbee, Türkiye’deki devrim sürecini “Herodian Devrim” olarak nitelendirmektedir. Kanaatimce bu doğru bir tespit değildir. Çünkü Cumhuriyet Kadrolarının amacı Batıya karşı durmak değil Türkiye Gemisi’ni Batıya bağlamaktı. Yani kendilerini müslümanların veya Türkiye’nin adamı olarak değil Batı’nın adamı olarak görüyorlardı. Görevleri de İslâm’ın medeniyet iddiasını yok etmekti. Nitekim İsmet İnönü, AB Başvurusu sırasında, “Türkiye Gemisi’ni sağlam bir yere bağlamaktan” bahsetmiştir. Zaten mesele bir medeniyet transferi meselesiydi. Ve bir medeniyeti yok etme meselesi. Bu noktada bariz örneklerden birisi de “sütkardeşlerle evlenme” meselesidir.

Bilindiği gibi Resul-i Ekrem (sav); “Nesepten dolayı haram olan şey, süt emmekten dolayı da haram olur” buyurur. Dolaysıyla sütkardeşinizle evlenmeniz aynı anneden doğan kız kardeşinizle aynıdır. Türkiye’nin tercüme ettiği İsviçre Medeni Kanunu’nda da “sütkardeşlerle” evlenmek yasaktır. Ama Türkiye’deki Medeni Kanun yürürlüğe girerken bu kısım değiştirilmiştir. Bunun sebebi hakkında Tarihçi Mustafa Armağan şu tespiti yapmaktadır:

“Bizdeki ihanete bakın ki, İsviçre Medeni kanunu çevrilip ‘Türkçeleştirilirken’ son anda Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, Hıristiyanlarda bile sütkardeşle evlenmenin yasaklandığını fark ediyor ve apar topar o maddeyi değiştiriyor, sütkardeşle evlenmeyi serbest bıraktırıyor. İşte İsviçre Medeni Kanunu’nda bile yasaklanan bu evlilik sırf Kur’an’a ters olsun da ne olursa olsun diye değiştirilmiştir.”

Türkiye’deki Batılılaşma Macerasını “Herodian Devrim” kavramıyla ifade etmek yanlıştır. Dini devletten uzaklaştıran kadroların en az Batı kadar İslâm nefretiyle dolu olduğunu söylememiz lazımdır. Türkiye’de Batı’da bile olmayan camilerin ahır yapılması ve ezanın Türkçeleştirmesi faaliyetlerini başka türlü izah edemeyiz. Bugün Kanada ve İngiltere’de müslümanların Şer’iata göre ihtilaflarını halletme hakları varken Türkiye’de müslümanların cemaat olma hakları bile yoktur.

Allahü Teâlâ (cc) Kitabı’nda sık sık Hz. İbrahim (as)’ı bizlere örnek göstermektedir. Hatta Hz. İbrahim (as) kendinden sonra gelen peygamberlerin atası olarak kabul edilir.

Hz. İbrahim (as), İslâm’a iman etmeyen ve yıldızları ilahlaştıran bir toplum içerisinde tebliğ faaliyetlerini icra etmiştir. Nemrut’a “hâkimiyetin Allah’ın olduğunu” haykırdığı için çetin imtihanlarla baş başa kalmıştır. En sonunda da Hz. İbrahim (as)’a “iktidar nimeti” verileceği haber verilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur:

“Şunu da unutmayın ki, bir zamanlar İbrahim’i Rabbi, bir takım kelimelerle imtihan etti, o, onları sona erdirince, Rabbi ona, ‘Ben seni bütün insanlara imam yapacağım’ buyurdu. İbrahim, ‘Zürriyetimden de yap’ dedi. Rabbi ona; ‘Zalimler benim ahdime nail olamaz’ buyurdu.” (Bakara Sûresi: 124)

Hz. İbrahim (as), iktidar nimetinin neslinden devam edeceğini beyan etmiş ama zalimlerin iktidar nimetine layık olmadığı ifade edilmiştir. Bütün akaid kitaplarında şu ibareler geçmektedir: “Müslümanlar için halifeye mutlak surette ihtiyaç vardır. Dini hükümlerin uygulanması, cezaların tatbiki, kâfirlere karşı ülke sınırlarının korunması, cihad için ordu teşkil edilmesi, sadakaların toplanması, zorbaların, soyguncuların ve eşkıyaların zapt altına alınıp kahredilmesi, Cuma ve Bayram Namazlarının eda edilmesi, insanlar arasında ortaya çıkan ihtilafların ortadan kaldırılması, hukukun üzerine kaim olduğu şahitliklerin kabulü, velileri bulunmayan (kimsesiz) çocukların ihtiyaçlarının karşılanması, eğitilmesi, evlendirilmesi ve ganimet mallarının taksimi gibi önemli meseleler halife sayesinde icra edilir.”

Dünyadaki bütün müslümanları temsil eden “Halifelik Makamı” sadece müslümanlar için değil, bütün insanlar için hatta Dâr’ul İslâm dışındaki insanlar için de barışın garantisidir. Hilafetin kaldırılmasıyla ilgili Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ali Satan şu tespitlerde bulunuyor:

“Hilafet Makamı’nın ilga edilmesi İslâm Tarihi’nde bir kırılma noktasıdır. Bu, yeni dünya düzeninde Müslümanların yer almayacağının deklarasyonudur. Bu, bir geri çekilme hamlesidir. Müslümanlar, I. Dünya Savaşı’ndan sonra bir güç olamayacaklarını göstermiş oldu. Türkiye, Avrupa karşısında oyun kurucu olarak yer almayacağını da deklare etti. (…) Hilafet yaşayabilirdi ama bu bir tercih sorunudur. Çünkü Cumhuriyet’i kuran kadrolar, halifeliğin yaşamasını tercih etmemişler. Bu da Müslümanların aleyhine, Batı’nın lehine olmuştur.” Doktor Ali Satan, Batı’nın memnuniyetine de Basın yayın organlarından örnekler veriyor:

“İtalya’da yayınlanan Apokar’dan: “Mustafa Kemal Paşa’nın hareketi, hilafeti Britanya İmparatorluğu’na hediye etmekten başka bir şey değildir.”

5 Mart Tarihli Times’tan: “Fakat şurasını bila şüphe söyleyebilirim ki bu hareket hem İslâmiyet hem de medeniyet için bir felaket olacaktır. Hilafet bir mefkure-i müşterekenin muhassılası idi. Korkarım ki bu mefkure-i müşterekenin ortadan kaldırılması henüz terakki’den nasipdar olmamış medeni Müslüman cemaatlerini ihtilal ve iğtişaş sahalarına sevk edecektir.” (http://www.zaman.com.tr/pazar_halifeligin-ilgasi-ne-anlama-geliyor_2154116.html)

Hilafeti kaldırarak İslâm’ı tarih sahnesinden silip ve Ortadoğu Coğrafyası’nı sömürü alanı haline getirme fırsatı yakaladığını zanneden Batı Dünyası yanıldıklarını çok kısa sürede anlayacaklardı. Ortadoğu Coğrafyası üzerinden süren paylaşım savaşları Batı’yı kendi içerisinde paylaşım savaşlarına itmiştir. Zaten I. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra olan II. Dünya Savaşı’nda on milyonlarca insan ölmüştür. Dolaysıyla Halifeliğin kaldırılması müslümanların işine yaramadığı gibi İslâm’a inanmayanların da işine yaramamıştır. Osmanlı’nın tarihten çekilmesi dünyanın tamamını istikrarsızlık alanına çevirmiştir. İslâm’dan sonra hiçbir güç dünyada yapıcı bir düzen kuramamıştır.

Soğuk Savaş Sonrası ABD; Rimland Teorisi’ni gözeterek Irak ve Afganistan’a saldırmıştır. Yale Üniversitesi Profesörlerinden Nicholas J. Spykman tarafından geliştirilen Rimland Teorisi; kenar kuşağa (Mısır-Afganistan hattı) egemen olan bir gücün dünya hakimiyetini ele geçireceğini iddia eden bir teoridir. Bu kuşağı ele geçiren güç, Kuzey’de Rusya, Doğu’da Çin, Hindistan ve Japonya’yı kontrol edebilir. Teorik olarak doğru olan bu tez, paradigma eksikliği vesilesiyle imkansızdır. Çünkü ABD’nin ne tarihi birikimi ne kültürel düzeni ne de siyasi olarak bölgeyi yönetebilecek gücü vardır. Aynı sıkıntı AB, Rusya ve Çin içinde geçerlidir. Bölgede yeşeren Humeynizm, Sosyalist Baas ve Kemalizm İdeolojileri de bölgeyi kucaklamayı bırakın kendi çıktıkları coğrafyalarda bile yönetme kapasitesine sahip olamamıştır. Tek yaptıkları insanlara baskı yapmak ve onları bölerek üzerlerinde hegemonya kurmak olmuştur. Her biri küresel güçleri kendi topraklarına davet etmiş ve küresel savaşın ileri karakolları olmuştur. Türkiye’nin ABD, İran’ın Rusya ekseninde politikalar üretmesi boşuna değildir.

Bölge üzerinde küresel güçlerin rekabeti hem bölgenin hem de küresel güçlerin işine gelmemiştir. Ortadoğu ne kadar istikrarsızsa dünya da o kadar istikrarsızdır. Bölgenin tümünü yönetecek ve dünyaya istikrar yayacak bir düzene ihtiyacı vardır. Bu düzen de İslâm’dan başkası olamaz. Bölgede Kemalizm, Laiklik, Sosyalist Baas ve Humeynizm iflas etmiştir. Demokrasi ve Liberalizm gibi kavramlar da çok zaman nötr kavramlar olduğundan daha çok güçlü olanın inisiyatifini ifade etmektedir. Kapitalizm ve Komünizm gibi evrensel ideolojiler ise çoktan ölmüştür ama sadece cenaze merasimleri düzenlenmemiştir.

Dünyanın yeniden yaptığı hatanın farkına varması gerekmektedir. Bölgede İslâm egemen olmaz ve Hilafet yeniden tesis edilmezse bölgedeki istikrarsızlık devam edecektir. Bölgedeki istikrarsızlık tüm dünyayı 3. Dünya Savaşı’na kadar sürükleyecektir.

Dünyadaki mevcut güçlerin tamamı daha Suriye’deki savaşı bitirememektedir. Suriye Savaşı BM’nin iflasının adeta ilanıdır. Ve Suriye Savaşı görünen o ki yerinde de saymayacaktır ve bütün bölgeye yayılacaktır. Uluslararası sistem Mısır Meselesi’ni bile halledememektedir. Daha Mısır’daki olaya darbe demekten korkan dünyanın, Mısır meselesiyle de başı çok ağrıyacaktır.

AB, artık bir medeniyet projesi olmaktan çıkmıştır. Başörtüsü Davası yani Leyla Şahin Davası AB’nin İslâm’ı kırmızı çizgi olarak gördüğünü ve İslâm’a doğru yayılamayacağını ilan etmiştir. Dışarıya doğru genişleyemeyen bir medeniyet kendi içerisine kapanır ve iç çatışmalarda boğulur. Yakın zamanda Balkanlardan başlayarak etnik çatışmaların AB içerisinde yayılmasını beklemek kehanet değildir. Kısaca Hilafet ilan edilmezse daha insanlık çok çekecek!..

Bünyamin ATEŞ


Bu haberler ilginizi çekebilir!
Yukarı Geri Ana Sayfa