• Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
    Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
  • Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
    Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
  • “Baas rejimine destek verenin durumu”
    “Baas rejimine destek verenin durumu”
  • Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
    Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
  • “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
    “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
  • Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
    Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
  • Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
    Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
  • Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
    Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
  • Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
    Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
  • İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
    İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
Gel Yol Yakınken Dön!
Türkiyenin sorumluluğu sınırlarını aşmıştır. Yapacağı her hayır ve işleyeceği her günah dünya çapında olacaktır. “Yavaş yavaş” düzeleceği umudunu bırakıp, fesadın nasıl “çok hızlı” yayıldığını görmemizin zamanı geçiyor. İçinde bulunduğumuz ifsad...
3 Ekim 2018 13:31 Gösterim : 220

1990’lardan günümüze kadar geçen dönemi, Amerika önderliğindeki sömürgecilerin, müslümanları ve İslam coğrafyasını nasıl tanzim edeceğine dair yoğun bir askeri ve kültürel saldırı altında geçirdik. Bush döneminde ortaya atılan BOP(Büyük Ortadoğu Projesi) ile Fas’tan Endonezya’ya kadar 22 ülkenin siyasi ve ekonomik sınırlarını değiştirmek hedefiyle hayasız bir haçlı akınına şahit olduk.

Bu hayasız akın ile birlikte fasid Batı medeniyetinin yeni şeytanî kültürel saldırısı ile de yüzleştik. Bir taraftan en vahşi saldırılar devam ederken, diğer taraftan da işgal ettikleri bölgelerde “dövene elsiz sövene dilsiz” kitleler görmek istediler. “Abant Konsilleri”, “Dinler Arası Diyalog” ve “Medeniyetler İttifakı” gibi projeler ile kalpler ve zihinler işgal edilmeye ve teslim alınmaya çalışıldı.

Bugünü anlamak için 2000’li yılların öncesine dönelim ve sömürgeci kafir güçlerin neler hedeflediklerine tekrar bakalım.

Ders kitaplarından “Cihad,Tevhid, Mücahid, Şehid, Şehadet, Şeriat, Beyt-ul Mal, Emir, Emir-ul Mu’minin, Şirk, Şura” vb. sakıncalı görülen kavramlar çıkarılıyordu. AB Türkiye Delegasyonu Başkanı ve ABD Eski Ankara Büyükelçisi Edelman’ın gönderdiği mektup üzerine, hutbelerde “Allah katında din ancak İslamdır”(Al-i İmran 19) ayeti 2006 yılından 2011 yılına kadar okutulmuyordu.

Fethullah Gülen grubu yoğun bir şekilde Abant Konsili toplantılarını icra ediyor ve Türkiye’deki farklı kesimlerden insanlar bir araya geliyor ve İslam adına kararlar aldıklarını iddia ediyorlardı. Laiklik, Demokrasi, Kapitalizm, Liberalizm, Küreselleşme gibi birçok Batılı batıl fikir, müslümanlara İslam görüntüsü altında yutturulmaya çalışılıyordu.

Aynı grup diğer taraftan da, “Dinler Arası Diyalog” denilen Vatikan projesinin Türkiye ayağını yürütüyordu. Fethullah Gülen 1998 yılında Vatikan’da Papa’yı ziyaret ediyor ve şu zelil cümleler ile Papa’dan görev beklediğini ifade ediyordu: “Papa 6. Paul Cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan dinler arası diyalog için Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz”.

Bu kapsamda “Ehl-i Kitap ile Akide Birliği”, “Ehl-i Kitap Mu’mini” gibi kavramlar ile kafirlerin “kafir olmadığı” fikri müslümanlara verilmeye çalışılıyordu. Bu çalışmaların amacı “Tebliğ” değil, müslümanların kafirlere bakışını bozmaktı. Her türlü necis saldırılarına rağmen “kafire kafir diyemeyen” bir toplum oluşturmayı amaçlamışlardı.

Türkiye’deki bu faaliyetler, Batı’nın takdirini topluyor, ilgili grupların sırtı sıvazlanıyordu. Bir anda Fethullah Gülen Afrika’dan Asya’ya yazılı ve görsel medyada boy gösteriyordu. Türkiye’deki İslam(!) anlayışı öyle beğeniliyordu ki, bunun tüm müslümanlara yaygınlaştırılması için önerilerde bulunuyorlardı. “Arap ve diğer müslüman turistler Türkiye’ye yönlendirilmeli”, “Türk üniversiteleri Arap ve diğer müslüman öğrenciler için daha fazla kontenjan açmalı” diyorlardı. Ki böylece diğer müslümanlar Türkiye’deki Batılı hayat tarzını görmeli ve ülkelerine taşımalıydılar.

150 sene önce Avrupa’ya gönderilen ve daha sonra mankurtlaşmış olarak dönen Jön-Türkler üzerinden gerçekleştirilen tahrif ve yıkımı bu sefer Türkiye üzerinden yapmak istiyorlardı. Ve 2000’li yıllarda hızla bu adımları attılar. Arap turistler, Arap öğrenciler yoğun bir şekilde Türkiye’ye yönlendirildi. Türk dizileri hızla tüm İslam ülkelerine yayıldı. Tüm ahlaksızlıklarıyla, curufuyla halkımızı zehirleyen bu diziler, tüm İslam coğrafyasında ümmeti zehirlemeye başladı.

AKP de, bu projelere siyasi desteğini hiç esirgemedi. Fethullah Gülen grubu yurt içi ve dışında en parlak dönemlerini yaşıyordu. Erdoğan’ın daha sonradan “Ne istediler de vermedik” dediği gibi, Gülen grubuna tüm kapılar ardına kadar açılıyordu.

Siyasi ve askeri alanda tam bir ABD güdümü ile hareket ediliyordu. ABD’nin Irak ve Afganistan işgallerine en büyük desteği maalesef ülkemiz veriyordu. Meclisteki en büyük dostluk grubu, ekseri AKP’liler olmak üzere İsrail-Türkiye dostluk grubuydu.

İşte bu karanlık tezgah işlerken, Allah’ın bir lütfu, bu ittifak bozuldu. ABD, tüm hizmetlerine rağmen AKP’yi ve Erdoğan’ı gözden çıkardı. Gülen grubu, tabiatı icabı yine “güçlü”nün yanında yer almayı tercih etti. 2012-2016 yılları arası Gülen grubunun yargı, emniyet ve askeri darbe girişimleri başarısız oldu ve Erdoğan bu süreçten galibiyet ile çıktı.

Özellikle 2002-2012 yılları arası, Fethullah Gülen öncülüğünde yürütülen, hükümetin de siyasi destek verdiği bu projeler, akidevi anlamda derin sapmalar oluşturdu. Gülen Hareketi ve AKP’nin arasının açılması ile bu fitne hareketi eski gücünü kaybetse de, zihinlere derin izler bırakarak tarih sahnesinden çekildi.

Bu uzun girizgahtan sonra gelelim Türkiye örnekliği konusuna. Şu anda 2000’li yılların başlarında tasarlandığı gibi, Türkiye’nin(ve Erdoğan’ın) İslam coğrafyası üzerinde çok büyük bir etkisi var. Bu hedef gerçekleşti. Türkiye diğer müslüman ülkeler tarafından model alınır hale geldi.

“Türkiyeliyim” dediğin zaman, diğer milletlerden müslümanların gözündeki ışıltıyı görüyorsun. Mısırlısı, Suriyelisi, Arabistanlısı, Pakistanlısı farketmiyor. İslam aleminde büyük bir Türkiye sevgisi var. Müslüman ülkelerde “Ertuğrul” ve “Payitaht Abdulhamid” dizilerinin milyonlarca hayranı bulunuyor. Türkiye’yi “En Güçlü İslam Ülkesi” olarak görüyorlar. Hatta Erdoğan’ın müslümanların halifesi olmasını isteyen geniş bir kesim var.

Şu an, Türkiye’nin itibarı ve etkisi sınırlarının çok ötesinde. Artık soru şu, Türkiye bu itibar ve etkisini kimin için ve ne için kullanacak?

Türkiye yönetimi 2012 öncesinde olduğu gibi, sömürgecilerle “ittifak” adı altında velayet ilişkisini sürdürecek mi? Onların necis ideolojisini, Laiklik, Kapitalizm, Demokrasi ve Liberalizm’i pazarlamaya devam mı edecek?

Yoksa “dost” ve “müttefik” dediklerinden yediği darbe ile, kendisine gelecek mi? Tüm bu hizmetlerine rağmen, kendisine “kullanılmış mendil” muamelesi yapanlara gerçek dostluğu ve gerçek düşmanlığı gösterecek mi? Demokrasi ve Laiklik yerine İslam’ı kendisine yol ve müslümanları kendisine dost bilecek mi?

Türkiyenin sorumluluğu sınırlarını aşmıştır. Yapacağı her hayır ve işleyeceği her günah dünya çapında olacaktır. “Yavaş yavaş” düzeleceği umudunu bırakıp, fesadın nasıl “çok hızlı” yayıldığını görmemizin zamanı geçiyor. İçinde bulunduğumuz ifsad edici ortam artık Ümmeti de peşinden sürüklüyor.

Türkiye’nin askeri, siyasi ve ekonomik alandaki tüm başarısı onun mevcut durumuna başarı olarak yazılacaktır. Laik ve demokratik bir yönetim olarak kalmaya devam edecekse, başarısı Laiklik ve Demokrasinin başarısı olarak kabul edilecektir.

‘Siyasal İslam’ diye adlandırılan çevrenin takip ettiği yol, İslam dışı bir yoldur. Bu yola mübtela olanların onu terk etmeleri pek mümkün değildir. Ama yine de bize uyarmak düşer.

Türkiye’de, geniş bir kesim yıllarca İslam’ı yavaş yavaş getireceği inancı ile bekledi. Umutlar boşa çıktığı gibi bu geniş halk kitlelerini de Demokratik ve Laik değerler peşine sürükledi. Şimdi aynı beklenti tüm İslam ümmetine yayılmış durumda. Ve Türkiye’deki hakim fikir diğer müslümanları da etkiliyor. Türkiye’deki İslam dışı hayat anlayışı diğer müslümanlara da sirayet ediyor.

Şu anda Türkiye’ye düşen, sömürgecilerin planladığı “Örnek Laik Türkiye” modelini, “Örnek İslam Ülkesi” modeline çevirip, elindeki gücü, imkanı Allah yolunda sarfetmesidir.

Türkiye İslam sancağının düştüğü ülke. Düşürdüğü bu sancağı tekrar omuzlamak yine öncelikle bu halka düşer. Şu anda coğrafya, ümmet, konjonktür buna müsait. 90 sene önce kaybettiğimiz ümmetin liderliğini tekrar kazanacak bir imkan içerisindeyiz. Bu, yönetimi elinde bulunduranların boynunun borcudur.

Değerlendiren kazanacaktır. İhmal edersek unutmayalım ki, Allah bu lütfu dilediğine verir.

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler; Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. Bu, Allah’ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir, her şeyi çok iyi bilendir.” (Maide-54)


Yukarı Geri Ana Sayfa