• Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
    Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
  • Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
    Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
  • “Baas rejimine destek verenin durumu”
    “Baas rejimine destek verenin durumu”
  • Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
    Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
  • “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
    “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
  • Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
    Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
  • Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
    Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
  • Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
    Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
  • Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
    Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
  • İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
    İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
Kuran, insani özellikleri olan bir Rasul tarif ederken, müslümanlar Hristiyanlara benzer şekilde, mitolojik, insan üstü bir İsa inancını benimsemişlerdir. Belki de, İsrailiyat kapsamında İslam bünyesine giren en büyük tahrif bu...
16 Mart 2019 22:55 Gösterim : 316

İsa(as)’dan sonra Hristiyanlar tevhid akidesinden şiddet ile, nifak ile, havuç-sopa politikaları ile uzaklaştırıldılar. Uzun yıllar, türlü zulümler uygulanmasına rağmen Hristiyanlık Roma içerisinde yayılmaya devam etti. Nihayetinde, Roma Hristiyanlık akidesini benimsediğini iddia etti. Fakat aslında kurdun kuzu postuna bürünmesi, eski Yunan ve Roma inançlarının Hristiyanlık adı altında devam ettirilmesiydi.

İbn Abbas şöyle diyor:

“Hz. İsa (AS), dan sonra bir kısım melikler Tevrat ve İncil’i tahrif ettiler. Aralarında mü’min olanlar da vardı, bunlar Tevrat ve Incil’i okuyorlardı. (Müminlerin okuduklarından rahatsız olan) bazıları, meliklerine şöyle dediler: “Bunların bize yaptığı hakâretten daha ağır hakâret, savurdukları küfürden daha galiz küfür görmedik. Kitapta, “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendisidirler”(Mâide, 44) diye okuyup, kitaptan gösterdikleri âyetlerle bizi yaptığımız işlerden dolayı kınıyorlar (kâfir, fasık oldunuz diyorlar.) Onları çağırıp uyarın, bizim okuduğumuz gibi okusunlar, bizim inandığımız gibi inansınlar.”

İbn Abbas’ın dediği gibi, Hristiyanlar bundan sonra Roma’nın okuduğu gibi okudular ve onların inandığı gibi inandılar. Roma inanmıştı ama neye nasıl inanılacağını da yine kendisi belirliyordu. Artık tevhid dini gitmiş, yerine çok tanrılı bir din gelmiş oldu. Roma, kendi mitolojisini Hristiyanlık adı altında devam ettirdi. Çok tanrılı, putperest mitolojik hikayelerini Hristiyanlık akidesi olarak benimsetmeyi başardı.

Eski Yunan mitolojisine göre, Tanrı Zeus, Alkmene isminde bir kadın ile birlikte olur ve Herkül ismindeki tanrı oğul dünyaya gelir. Veya Semele ismindeki bir kadın, yine Tanrı Zeus’dan, Dionyson isminde bir tanrıyı doğurur. Bu mitoloji şu andaki Hristiyanlık inancının temel taşı olan “Teslis” inancı olarak yaşamaktadır. Ve Romanın dini olan Mitraizm’den sayılamayacak kadar çok inanç, ibadet ve ritüel Hristiyanlık’a taşınmıştır.

Kuran’da Hristiyanların ve Yahudilerin, eski dönem kafirleri taklit etmeleri şöyle kınanıyor: “Yahudiler, «Uzeyir Allah’ın oğlu» dediler, Hıristiyanlar da «Mesih Allah’ın oğlu», dediler. Bu, onların kendi ağızlarıyla uydurdukları sözlerdir. Sözlerini, daha önceki kafirlerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da saptırıyorlar!” (Tevbe-30).

Kuran’da, İsa (AS) hakkındaki ayetler temelde, eski Yunan ve Roma putperestliği üzerine kurulu bu şirk inancın izalesi etrafında kümelenir.

“De ki: “Allah, Meryemoğlu İsa Mesih’i, anasını ve bütün yeryüzündekileri helak etmek istese O’na kim engel olabilir? Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkiyeti sadece Allah’a aittir. O, dilediğini yaratır. Allah, her şeye kadirdir” (Maide-17). Bu ayette “İsa(as)’nın helak edilmesi” örneği ile ne anlatılmak isteniyor? O’nu ilahlaştıranlara “İsa Allah’ın oğlu değildir, İsa bir ilah değildir. Sizin ilahlaştırdığınız İsa, yerde ve gökteki herşey gibi Allah’ın mülkiyetindedir” mesajını veriyor. İsa(as)’yı haksız yüceltmelerine karşı, O’nu olması gereken yere, “Kul ve Resul İsa” konumuna geri çekiyor.

Yine “Sen mi onlara anneni ve kendini Allah’dan gayri ilah edinin dedin” (Maide-117) diye hesaba çekmesinin verdiği bir mesaj da yine aynı minvaldedir. O’nu ilah kabul edenlere, “sizin ilah kabul ettiğiniz İsa da sizin gibi Allah’a hesap verecek bir kuldur” demektedir.

Aynı şekilde şu ayetlere de dikkat edelim;

“Allah şöyle dedi: Ey İsa, seni vefat ettireceğim, seni kendime yükselteceğim” (Al-i İmran-55).

“(İsa der ki:) Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim. Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kuluk edin dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Ne zaman ki beni vefat ettirdin, artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen herşeyi hakkıyla görensin.” (Maide, 117)

“(İsa:) Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün selâm/esenlik banadır.” (Meryem-33)

“Meryem oğlu Mesih sadece bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler geldi geçti. Onun annesi de dosdoğru bir kadındır. İkisi de yemek yerlerdi” (Maide-75).

Kuran’da neden başka bir peygamberin değil de, İsa(as) için birçok defa ölümünden bahsedilmiştir? Bu ayetlerde İsa(as)’nın ölmesi ve yemek yemesi gibi insanî vasıflarından bahsedilmesinin bir hikmeti de (Allah doğrusunu bilir) O’nun “İlah” değil bir “insan” olduğunun vurgulanmasıdır. O da, kendisinden önceki resuller gibi geldi ve geçti. Kalıcı değildi, ölümsüz değildi. “Bir ilah değildi, insandı ve öldü” mesajını vermektedir.

Hristiyanlar, “İsa(as), Allah’ın oğlu olduğunu, insanların günahı için, Allah’ın kendi oğlunu kurban ettiğini, sonra diriltip yanına aldığını, sağ tarafına oturtduğunu ve kıyametten önce oğlunu, Deccal’i öldürmek üzere tekrar görevlendireceğini” iddia ederler. Bu iddia onların şirk akidesinin gereğidir. Onlara göre “ölmemiş” olması lazım, çünkü ölü bir ilah olmaz. Bunlar Yunan mitolojisinde olabilir, ondan etkilenen Hristiyanlıkta olabilir ama tevhid dini İslam’da bunlar olmaz.

Bu inanç ufak farklarla İslam kaynaklarına da sirayet etmiştir. Kuran’da defalarca İsa(as)’nın öldüğünden, O’nun sadece bir kul ve resul olduğundan bahsedilirken, “ölmemiş ve bedeniyle, cismiyle Allah’ın katında yaşayan bir İsa”ya inanılmaktadır. Bu inanç antik Yunan mitolojisindeki tanrı inancının önce Hristiyanlık’a sonra da İslam’a geçmiş şeklidir. İsa(as) hakkındaki temel izale edilmesi gereken konu O’na atfedilen “ilahlık” iddiasının izale edilmesidir. Kuran’da bu konu hakkındaki ayetler, arı, duru bir akide belirlerken, müslümanlar Hristiyan akidesinin bir kopyasına inanabilmektedir.

Kuran, insani özellikleri olan bir Rasul tarif ederken, müslümanlar Hristiyanlara benzer şekilde, mitolojik, insan üstü bir İsa inancını benimsemişlerdir. Belki de, İsrailiyat kapsamında İslam bünyesine giren en büyük tahrif bu olsa gerektir.

Elbette bir konunun Hristiyanlıkta veya Yahudilikte olması onun batıl olduğu manasına gelmez. O dinler içinde de, tevhid akidesinin kalıntıları, emareleri mevcuttur. Fakat “İsa(as)’nın çarmıha gerildikten sonra diriltildiği ve Allah’ın katına yükseltildiği, sağ tarafına oturduğu ve kıyametten önce tekrar gönderileceği” şeklinde özetlenecek olan Hristiyanlık inancı, İsa(as)’nın ölümünden sonrasına dair bir inançtır. Bu sebeple, bu inancın İsa(as)’ya verilen vahiy içinde olma şansı yoktur. Sonradan, tevhid akidesini tahrif eden Roma’nın, kendi akidesinin Hristiyanlık olarak benimsetmesinden başka bir şey değildir. Zaten şu anki Hristiyanlık, ameliyle ve akidesiyle bir antik Yunan ve Roma dinidir.

“Vefat” kelimesi onlarca ayette ve yüzlerce hadiste “ölüm” manasında kullanılırken, hiç bir başka örneği olmayan “ruhu ve bedeniyle Allah’ın yanına çıkmak” manası verilmektedir. Açık ayetlerin zorlama ile bu mananın verilmesinin arka planında “hadis” adı altında aktarılan “rivayetleri” koruma düşüncesi vardır. Güya bu şekilde “hadis” ve “sünnet” korunmak istenmektedir.

Bu yaklaşım ile hadis ve sünnet korunamaz. Kesif bir şirk kokusu içindeki İsrailiyat’ı “İslam” bedeni içinde korumaya çalıştığımız zaman “İslam”ı koruyamayız tersine O’nu kokuturuz. Tevhid akidesini Hristiyanlaştırırız, mitolojik bir akideye dönüştürürüz.

Rasulullah’a atfedilen bir rivayette şöyle deniyor:

“İsa (as) yeryüzüne inecek, evlenecek, çoluk çocuk sahibi olup kırk beş sene yaşayacak sonra ölecek, benimle aynı kabire gömülecek, sonra ben ve İsa aynı kabirden Ebu Bekr ile Ömer arasından kalkacağız.”

Biliyoruz ki, Hz.Ömer, Rasulullah’ın kabrinin yanına defnedilmek istiyordu ve bunun için Aişe(ra)’den izin aldı. Ve Aişe validemiz “orayı kendim için düşünüyordum fakat şimdi Ömer’i kendime tercih ederim” demişti. Rasullullah bunu söylemiş olsaydı, Aişe(ra) orayı kendisi için düşünmezdi. Allah Rasulu Ebubekir ve Ömer’e kendi yanına gömülmeyi vaad etseydi, Ömer (RA) bu hadisi delil göstererek talep ederdi.

Bir başka rivayette “Meryem oğlu İsa’nın, aranıza adaletli bir hakim olarak ineceği, haçı kırıp, hınzırları öldüreceği, cizyeyi kaldıracağı vakit yakındır” denmektedir. Kim Allah’ın şeriatından bir parçayı ilga edebilir. Ancak bir peygamber gelir ve başka bir peygamberin şeriatından bazı hükümleri değiştirebilir. İsa(as) ancak bir peygamber olarak gelir ise bu mümkün olur. Fakat bu durumda Rasulullah da “son peygamber” olamaz. Yani burada “Nüzul-ü İsa” iddiasındakiler iki açıdan çelişkidedir. Eğer bu rivayet doğru ise peygamber olması gerekir ve Rasulullah’ın son peygamber olması hakkındaki ayet ile çelişirler. Eğer peygamber olarak gelmeyecek, İslam ile hükmedecek derlerse, bu durumda da “cizyeyi kaldıracak” iddiası mümkün olmayacaktır.

Bir kısım rivayette “Adaletli bir hükümdar” olacağı, diğer bir kısımda ise “Mehdi’ye tabi olacağı” söyleniyor hatta başka bir rivayette ise “Mehdi, İsa’dan başkası değildir” deniyor. Hükümdar İsa(as) mı, Mehdi mi yoksa bu ikisi aynı kişi mi? Başka bazı rivayetlerde de Mehdi’nin Rasulullah’ın soyundan olacağı söylenmektedir. Tüm bu çelişkiler yumağını nasıl bir araya getirip bir akide ortaya koyabilirsiniz. Fethullah Gülen de bu rivayetleri “Hz. Muhammed İsa(as)’nın babasıdır” hezeyanını ortaya atarak çözmeye çalışmıştır. Ancak böyle bir hezeyan ile, tüm bu rivayetler arasındaki çelişkiler izale edilebilir. Bu da bir hezeyandan öte geçemez.

Bir araya getirilmesi mümkün olmayan bu kadar çelişkiler sarmalı, “İsa’nın Nüzulu” ortak paydasında birleştirilip akideleştirilmeye çalışılmaktadır. İslam akidesi arı, duru, katıksız bir akidedir. Akide kesin olan bir inanç demektir. Şüpheleri içinde barındırmayacağı gibi, yabancı inanç izlerini hiç barındırmaz.


Yukarı Geri Ana Sayfa