• Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
    Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
  • Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
    Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
  • “Baas rejimine destek verenin durumu”
    “Baas rejimine destek verenin durumu”
  • Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
    Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
  • “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
    “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
  • Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
    Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
  • Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
    Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
  • Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
    Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
  • Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
    Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
  • İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
    İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
Demokrasi Kâbusundan Uyanmak
Birkaç asırdır insanlığa görüp görebileceği en güzel rüya olarak pazarlanan demokrasi doğru anlaşıldığında ahlak ve izan sahibi insanlar için bu rüyanın tam anlamıyla bir kabus olduğu görülür. Demokrasi, temelleri istiğna...
12 Kasım 2013 05:57 Gösterim : 686

Birkaç asırdır insanlığa görüp görebileceği en güzel rüya olarak pazarlanan demokrasi doğru anlaşıldığında ahlak ve izan sahibi insanlar için bu rüyanın tam anlamıyla bir kabus olduğu görülür. Demokrasi, temelleri istiğna ve tuğyan üzerine kurulu Batı uygarlığının her türlü bağdan azade kıldığı insan tekinden ürettiği “birey”i merkeze alan, onun düşüncesi ve zevkleri üstünde değer tanımayan bir dünya görüşü ve sosyal/siyasal nizamın adıdır. Dolayısıyla “demokrasi kültürü”nün neşvünema bulduğu zeminlerde, ahlak, edeb gibi insana dair değer yargılarının bir belirleyiciliği, hakemliği söz konusu olamaz. Her şeyden önce unutulmamalıdır ki, bu değer yargıları insanlar içindir, demokratik insan modeli olan “birey”ler için bu tür üst değerlerin bir bağlayıcılığından söz edilemez!

Son günlerde Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kızlı-erkekli yurtları ve öğrenci evleri konusundaki çıkışı ve bu çıkış üzerinden yapılmakta olan “demokrasi, otoriterlik, özel hayata müdahale” gibi tartışmalar, aslında Türkiye’deki dindar-muhafazakar çevreler açısından demokrasiyi doğru anlama ve demokrasi kâbusundan uyanma konusunda iyi bir fırsattır. Demokrasi ile ahlak, demokrasi ile insanı insan yapan değerler arasında nasıl bir derin çelişki ve çatışma bulunduğunu anlamak için burası bir başlangıç noktası kılınabilir.

Bugün, Erdoğan’ın söz konusu çıkışına demokrasi adına itiraz edenler ve hatta iktidara demokrasi adına destek veren Gülay Göktürk, Mehmet Barlas, Nazlı Ilıcak gibi kendilerini bir anlamda siyaseten aldatılmış olarak görüp tepki gösterenler son derece haklıdırlar. Zira 10 yıldır tüm siyasi söylemini demokrasi mefhumu üzerine kurup da şimdi kalkıp “bireylerin tercihleri”ne yönelik müdahaleden söz etmek, Balıkesir Zağanos Camii minberinden İslam ve Hilafet nutukları atıp, ardından Ankara’da muktedir olunca İslam’a ve Hilafet’e savaş açmaya benzemektedir!

Yıllarca “Demokrasi, demokrasi” diyeceksiniz, meydanları demokrasi nutuklarıyla inleteceksiniz, sonra da kalkıp demokrasinin en büyük kutsalı olan “bireysel tercihler ve özgürlükler” karşısında ahlak zabitanlığına soyunacaksınız! İşte demokrasi rüyasının sona erdiği, dört yandan demokrasi rahiplerinin homurtu ve protesto seslerinin duyulur olduğu demokrasi kâbusunun başladığı nokta burasıdır. Demokrasinin kutsal varlığı “birey” ve onun tercihleri, zevkleri söz konusu olduğunda demokratik itiraz kısa sürede demokratik lince dönüşebilmektedir ki bugün Erdoğan’ın çıkışı karşısında yapılmaya çalışılan da budur.

Birey üzerinde bağlayıcı bir değer yargısı tanımayan, bireyin her türlü yönelim ve tercihini kutsal gören demokrasi ile, herhangi bir ahlaki öğretiye sahip olan bir dünya görüşünün/dinin uzlaşması, yan yana olabilmesi imkan dahilinde değildir. Ne demokrasi bireyin tercih ve yönelimleri üzerinde bağlayıcı bir değer yargısının varlığına tahammül eder, ne de herhangi bir ahlaki öğreti bu tür bir başıboşluğa, değersizliğe tahammül edebilir. O halde burada ciddi bir kırılma noktası, bir yol ayrımı söz konusudur. Kızlı-erkekli öğrenci evleri gündeminin de gelip dayandığı nokta budur: Demokrasi ile bağlayıcı ahlaki değerler çatışması. Bu ikisinin arasını bulmaya, bunları uzlaştırmaya çalışmak ise, Türkiye’de dindar çevreler bu tür işlerde uzmanlık kazanmış olsalar da beyhude ve aldatıcı bir çabadır, demokrasi kâbusunu tatlı bir rüya gibi algılamak için yapılan hipnozun süresini uzatmaktan ibarettir.

Selahadddin Çakırgil, birkaç ay önce kaleme aldığı “Tereciye Tere Satmaya Gerek Yok; Demokrasi Budur!” başlıklı makalesinde “Demokrasinin ideolojik özü, asla unutulmamalıdır. Çünkü, demokrasi, sadece sandıktan çıkan halk kitlelerinin sandıktan çıkan iradesine göre kurulan bir yönetim sistemi demek olmayıp, ideolojik açıdan, çok farklı ve derin mânaları taşımaktadır, içinde.. Demokrasinin bu ideolojik kökü, ‘mutlak, kesin doğru’ diye bir şeyin kabullenilmemesini gerektirir. Bu, sadece müslümanların mes’elesi de değildir” ifadelerini kullanıyor ve Finlandiya’da yaşanan bir tartışmayı aktarıyordu:”Nitekim, 13 Temmuz günü dünyaya yansıyan haberlere göre, Finlandiya İçişleri Bakanı Bn. Paivi Rasanen de, Finlandiya radyosundaki konuşmasında, ‘Bugün hiçbir Alman’ın Hitler gibi bir liderin arkasından gitmeyeceğine inanıyorum, İkinci Dünya Savaşı’nda, Almanlar yasalar emrine değil de, vicdanlarının sesine kulak verselerdi, Hitler’in peşinden gitmezlerdi.. Bugün de hayvanların acı çekmeden kesilmeleri için yasal düzenleme yapılıyor, ama, kürtaj sırasında cenin’in acı çekip çekmediğini kimse düşünmüyor.. O halde, bazı durumlarda İncil, yasalardan önce gelir..’ deyince, bu alandaki bir tartışma tekrar alevlendi ve bu düşünce tarzının demokrasiye aykırı olduğu dile getirilmeye başlandı.”[1]

İşte bugün Türkiye’de, Başbakan’ın, kızlı-erkekli öğrenci evleri konusunda bir düzenleme yapılması konusundaki çıkışına karşı bir kampanya halinde ortaya konulan demokratik tepki de, demokrasinin bu ideolojik köküne dayanmaktadır ve demokratlar açısından kesinlikle “imani” bir zorunluluktur. Çünkü demokratik imanın temelini, bireyin ve tercihlerinin kutsanması anlayışı oluşturmaktadır. Oysa aynı olay üzerinden baktığımızda, kızlı-erkekli öğrenci evi gibi bir ahlak dışılığa itiraz etmek ve bu ahlak dışılığa karşı mücadele etmek de, mü’min bir kimse için imani zorunluluğu, emri bil maruf, nehyi anil münker yükümlülüğünü ifade etmektedir. Kısacası burada asla telif edilemeyecek, uzlaştırılamayacak “imani” bir ayrılık, “akidevi” bir farklılık ortaya çıkmaktadır.

Söz konusu ettiğimiz tartışma konusuna dair dindar-muhafazakar olarak nitelenen çevrelerde ortaya konulan yaklaşımlara bakıldığında, demokratikleşme eğiliminin bu çevrelerin dindar-muhafazakar kimliğini baskılayan bir boyuta ulaşmış olduğu gerçeğini görmeniz mümkün. Bu çevrelerin yayın organlarında vitrin için yer verilen liberal-demokrat isimlerin ne yazdıklarını ifade etmeye gerek yok zaten. Onlar demokratik akidelerinin gereğini layıkıyla yerine getiriyor, demokrasinin yegane kutsal varlığı bireyin tercih ve zevklerini cengaverce savunmak için çaba gösteriyorlar. Bu yayın organlarındaki ev sahibi yazarların yazdıklarına bakıldığında, böylesine önemli bir ahlaki meselede ahlaktan değil demokrasiden yana tavır alanların yanında[2] daha çok da “Bu konunun gündeme getirilmesi iyi de, şu düzenleme, müdahale gibi ifadeler hiç olmadı” yaklaşımı öne çıkıyor. Yeni Akit yazarı Ali İhsan Karahasanoğlu’nun, bu ahlak dışılığı “çöp evler”e benzeterek, tıpkı etrafa rahatsızlık verdiği için gerektiğinde müdahale edilen çöp evler gibi, gerektiğinde ahlak dışı bu evlere de müdahale edilebileceğini savunan yazısı[3], demokratik akideyi dikkate almayan nadir çıkışlardan biri olarak dikkat çekiciydi.

Toplumsal ifsad boyutu tamamen yok sayılarak “özel hayata müdahale” şeklinde ifade edilen ve böylece bilinçli olarak politik bir ajitasyon malzemesi haline getirilen söz konusu ahlak dışılığa yönelik bir düzenleme söyleminin, dindar-muhafazakar birçok yazar tarafından dahi eleştiri konusu yapılması, demokratik akidenin bu çevrelerde de giderek baskın hale geldiğini göstermektedir. Bildiğim kadarıyla yürürlükteki bir uygulama olarak bir erkek ve kadının otele kabulünde evli olma şartı aranmaktadır. Öğrenci evleri gibi hassas bir alanda da benzer düzenlemeler yapılmasından rahatsız olmak, buna dair bir söylemin “otoriterlik” gibi yaftalarla mahkum edilmesi girişimlerine karşı duracak yerde farklı bir tonda destekçi olmak, demokratik bir mankurtlaşma durumunu ifade ediyor olsa gerektir.

Bugün demokrasinin, dünyanın her yerinde, zinanın, eşcinsel sapkınlığın ve benzeri her türlü fuhşiyatın hamisi, garantörü olduğu bilinen bir gerçektir. Demokrasi için tüm bunlar, “yegane kutsal varlık” olan bireyin tercihleri olarak saygın ve hatta mutlaka güvence altına alınması gereken kutsal yönelimlerdir. Bu sebeple demokrasi her türlü ahlaksızlığın, aşırılığın, sapkınlığın hamisi ve tüm bunların zemininde neşvünema bulduğu bataklığın adıdır.

Öyle görünmektedir ki, demokrasi ile ahlaki/insani değerler arasındaki uzlaşmazlığın farkına varılmadan demokrasi kâbusundan uyanılması mümkün olmayacaktır. Kızlı-erkekli öğrenci evleri tartışması demokrasi rüyasına dalan birilerinin, bunun aslında bir rüya değil kabus olduğunu anlamaları için iyi bir başlangıç olabilir.

[1] http://www.haksozhaber.net/tereciye-tere-satmaya-gerek-yok-demokrasi-budur-27186yy.htm
[2] Zaman gazetesinin ev sahibi yazarlarından Mehmet Kamış’ın 9 Kasım 2013 tarihli “Devlet Zoru” başlıklı makalesi (http://www.zaman.com.tr/mehmet-kamis/devlet-zoru_2164528.html) bu açıdan ibretlikti. “Biz eski Türkiye’den, en çok özel hayatımıza müdahale edildiği için şikayetçiydik. Sağ kesimden isimlerin yazdığı ve Cumhuriyet’in ilk yıllarını anlatan bütün tarihi kitaplar, namaz kılınan ve Kur’an öğretilen evlere yapılan baskınları, başa giyilen sarıkların zorla nasıl değiştirildiğini, devletin nasıl kıyafet dayatması yaptığını, jandarma baskısının köyleri nasıl çekilmez hale getirdiğini, milyonlarca insana nasıl zorla şapka giydirildiğini anlatıyordu…” gibi ifadelerle, kızlı-erkekli öğrenci evlerine yönelik yasal düzenleme ihtimalini eleştirmek için, Cumhuriyetin ilk dönemlerinde, namaz kılınan ve Kur’an öğretilen evlere yapılan baskınları söz konusu ediyordu. Hakikaten bu rezil benzetme karşısında ancak “Pes artık” diyebiliyoruz.
[3] http://yeniakit.com.tr/kizli-erkekli-‘cop-evlerin-pis-kokusuna-izin-vermeyecegiz-makale,3537.html


Yukarı Geri Ana Sayfa