• Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
    Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
  • Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
    Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
  • “Baas rejimine destek verenin durumu”
    “Baas rejimine destek verenin durumu”
  • Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
    Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
  • “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
    “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
  • Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
    Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
  • Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
    Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
  • Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
    Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
  • Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
    Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
  • İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
    İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
Cenevre2 ve fitne ateşi
Abdurrahim ŞEN
Başından beri Suriye devriminin seyri takip edildiğinde batının bu devrimi çalmak için masaya sürdüğü siyasi planlarına büyük katliamların eşlik ettiği görülecektir. Başta Annan planı olmak üzere konsey, koalisyon ve geçici...
13 Ocak 2014 01:13 Gösterim : 643

Başından beri Suriye devriminin seyri takip edildiğinde batının bu devrimi çalmak için masaya sürdüğü siyasi planlarına büyük katliamların eşlik ettiği görülecektir. Başta Annan planı olmak üzere konsey, koalisyon ve geçici hükümetlerin kurulması gibi önemli siyasi süreçlere meşhur/melun Hûla ve Banyas katliamları ve Şam’ın Ğûta bölgesinde kimyasal silahlarla binlerce masum sivilin katledilmesi eşlik etmişti.

Şimdi ise Suriye rejimini sağ elinden sol eline devrederek, bölge jeopolitiği açısından son derece önemli bu ülkenin kendi elinde kalmasını temin etme anlamına gelen Cenevre2 planının masaya sürüldüğü bu günlerde Amerika, Şam’daki kuklası Beşşar’a, varil bombaları ile şehirleri enkaz yığınına dönüştürmesine fırsat verirken halkın devrim iradesini kırarak kendi sunduğu siyasi çözümlere razı etmeye çalışmaktadır.

ABD’nin bu kirli politikasını en çarpıcı şekilde afişe eden BM Suriye Özel Temsilcisi Ahtar İbrahimi’nin şu sözleri olmuştur. “Suriye halkı ya (Amerika’nın ortaya koyduğu) ‘siyasi çözüm’ ya da ‘cehennem’ seçeneklerinden birini seçmek zorunda!”

İbrahimi’nin bu şantajına meydanlarda “Ya Suriye’yi cennete çevireceğiz ya da cennete gireceğiz” diye haykırarak yanıt vermişti Suriye halkı. Tarihin akışını değiştiren o kutlu yürüyüşünden alıkoymak için baskı, ambargo, yıldırma ve şantajları karşısında Rasûl (s.a.v.)’in Mekke elitlerine verdiği cevaba denk “Sağ elimize güneşi sol elimize ayı verseniz asla devrimimizden vazgeçmeyeceğiz. Ya Allah bu devrimi tamamlayarak dinini ikame edecek ya da bu uğurda ölçeğiz” diye haykırarak Allah’ın elçisinin unutulmuş sîretini yeniden ihya etti Bilâdü’ş-Şâm! Varil bombalarına inat!

Amerika Suriye devrimini çalmak adına bugüne kadar ortaya koyduğu tüm siyasi planlarının içeride hakim İslamcı güçler tarafından boşa çıkartıldığını ve dahası halkın bu güçlerin liderliğinde kenetlenerek devrimine sahip çıkma kararlılığında olduğunu görmüştür. Suriye konseyi başkanı Burhan Galyun’un “Suriye’de sorun halkın nazarında İslam’ın tek çözüm umudu haline gelmiş olmasıdır” ve Koalisyon başkanı Ahmet Carba’nın “Suriye’de sorun radikal unsurların araziye hükmediyor olmasıdır” şeklindeki sözlerinden verdiği mesajı çok iyi analiz eden batı masa başında planladığı politikalarının pratikte uygulanmasına mani olanların İslamcılar olduğu ve bu İslamcı omurganın kırılmasının zaruri olduğunu idrak etmiştir. Nitekim son olarak Selim İdris’in Suriye’yi terk etmek zorunda kalması bu noktada bardağı taşıran son damla olmuştur.

Gelinen noktada uluslararası toplumun arzuladığı doğrultuda sorunun çözüme kavuşturulmasının önünde duran direniş güçlerinin zayıflatılması, itibarsızlaştırılması batı için elzem bir hal almıştır. Bu bağlamda Rus Duma Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Vujadin Pushkov’un “Suriye’de radikal İslamcılarla ÖSO arasındaki bölünmüşlük Esed’i devirme olanaklarını yitirmelerine neden olmaktadır” sözü çok manidardır.

Bundan dolayı Cenevre2 takvimi yaklaştıkça Amerika, şayet halkın etrafında kenetlendiği İslamcı direniş grupları arasındaki kavgayı körükleyebilir, halkın bu gruplardan tiksinmesini temin eder ve umutlarını kerhen de olsa dışarıdaki muhalefete bağlayabilirse rejimi bir eli (Beşşar)’nden öteki eli (sözde muhalefet)’ne devretme noktasında önemli bir sonuç elde etmiş olacaktır. Ancak Riyad Hicap gibi önemli isimlerin de içinde bulunduğu 5 koalisyon üyesinin istifa etmesi 40 üyesinin de görüşmelerden çekilmesi Cenevre2’nin daha başından kadük bir proje olduğunu göstermiştir.

Burada dikkati calip nokta IŞİD ve diğer direniş güçleri arasında süren çatışmalara paralel olarak Irak’ta da bir hareketliliğin başlamasıdır. Son olaylarla ilgili Irak Devlet Başkanı Maliki, “Teröre karşı uluslararası, küresel bir savaş açılmasını istiyoruz” değerlendirmesinde bulundu. Terörizmin bütün ulusları tehdit ettiğini ifade eden Maliki, terörizmin artık yalnızca Irak’ın bir ürünü olmadığını, uluslararası çapta üretildiğini ve uluslararası güvenlik ve barışa yönelik çabaları baltaladığını söyleyerek, “Irak terörizmle direkt olarak savaşan ilk ülke olduğu için bu görevi üstlenmek istiyoruz” dedi. Maliki’nin uluslararası güçleri küresel bir savaşa çağırması ve açıkça görev üstlenmeye istekli olması siyasi çözümlerden tamamen ümitlerin tükendiği kritik bir anda Suriye’ye uluslararası müdahalenin yeni üssü olması için Irak’ın mı hazırlandığı sorularını akla getirmektedir.

Burada şaşırtıcı olan Türkiye’nin, 17 Aralık operasyonu ile, kendisine büyük komplo kurmakla suçladığı küresel aktörlerin planladığı, Suriye devrimine yönelik açıkça komplo anlamına gelen Cenevre2 konferansını çözüm olarak görmesi ve şimdiye kadar 200 bini aşkın insanın katledilmesinden birinci derecede sorumlu olan İran’ın -çözümün parçası olarak- bu konferansa katılması için çabalamasıdır.
Türkiye, Suriye devriminin halkın iradesiyle sonuçlanmasını gerçekten istiyorsa, bütün direnişçi grupların reddettiği ve katılanları gelecekte yargılayacaklarını açıkça ifade ettikleri Cenevre2 konferansına neden bu kadar önem atfediyor. Siyasi basiretten yoksun bazı grupların –ister gaflet ister dalalet deyin- birbirlerine silah doğrultmasından gerçekten çok rahatsızlık duyuyorsa Suriye halkına önce cehennem seçeneğini sunup sonrada utanmadan bu ülkede ölüleri dahi saymaktan aciz kaldığını ilan eden BM ile neden birlikte hareket ediyor. Bu fitne ateşine körük olan birkaç kendini bilmezin yaptıklarına bakarak “rejimi ehvenişer denilecek noktaya getiriyorlar” şeklinde betimlerken neden kurtarılmış bölgelerde şebbihanın yaptıklarını aratmayacak densizlik, hırsızlık ve ganimet avcılığı yapan birkaç kendini bilmeze bakarak ÖSO için aynı betimleme yapılmadı. Kardeşler arasında vuku bulan fitneden gerçekten rahatsızlık duyuyorsak tarafları Ankara’ya çağırıp Türkiye’nin değerli alimlerini de davet ederek neden kardeşlerimizin arasını bulmuyoruz. Geçmişte ‘çözüm adına’ Şam kasabı ile görüştüğümüz gibi, onun partneri PYD liderini devletin özel uçağı ile Kerkük’ten alıp Ankara’da ağırladığımız gibi.

Bugün Suriye devriminin karşı karşıya kaldığı bu problem devlet otoritesinin yokluğundan kaynaklanan bir problemdir. Uzun yıllar istikrar halinde yaşayan gelişmiş devletler bile birkaç bin kişinin katıldığı stadyumlarda zaman zaman güvenlik zafiyetleri yaşamakta, birkaç holiganın ortalığı provoke etmesine mani olamamaktadır. Her ne olursa olsun Suriye devrimi içindeki tekfircileri de ayıklayacaktır. Henüz halkına kan kusturan ve yıkılması gereken bir rejim varken siyasi derinlikten uzak bir şekilde kendisini devlet olarak merkeze alanları da ıslah edecektir. Yöneticiyi seçme hakkını ümmete veren ve yönetici ile yönetilen arasındaki seçim işlemini, karşılıklı rızaya dayalı alış-verişi ifade eden bir isim “biat” ile tanımlamış olan İslam’ın yönetim sistemine inatla, grup liderini henüz devlet yokken müminlerin emiri farz edenleri de tasfiye ederek fitne ateşini söndürecek ve yoluna devam edecektir.

Suriye’de bir devlet otoritesinden yoksun olmalarına rağmen direniş gruplarının bu noktadaki sağduyulu çabaları meyvelerini vermeye başladı bile. Müslümanlar, olayların yaşandığı haftanın ilk cumasını “Birinci düşmanımız Beşşar’dır” şeklinde isimlendirerek kardeşler arasındaki tatsızlıklardan kalıcı düşmanlık peydahlamaya çalışanların oyunlarını boşa çıkartacaklarını gösterdi.

En ağır badirelerden geçen bu devrim defaatle bitti denildiği noktada yeniden toparlanmış ve o tarihi yürüyüşünü tamamlamak üzere asli mecrasına dönmüştür.

كُلَّمَا أَوْقَدُواْ نَارًا لِّلْحَرْبِ أَطْفَأَهَا اللّهُ وَيَسْعَوْنَ فِي الأَرْضِ فَسَادًا وَاللّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ

“Ne zaman savaş ateşini körüklediler ise, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde hep fesad, bozgunculuk peşinde koşarlar. Oysa Allah bozguncuları sevmez.” (Maide, 64)

@abdurrahimsen


Yukarı Geri Ana Sayfa