• Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
    Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
  • Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
    Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
  • “Baas rejimine destek verenin durumu”
    “Baas rejimine destek verenin durumu”
  • Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
    Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
  • “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
    “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
  • Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
    Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
  • Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
    Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
  • Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
    Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
  • Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
    Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
  • İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
    İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
Avrupalılaştırılmaya Çalışılan İslam
İslam’da reform hareketlerini duymuştuk ancak Avrupa ülkelerinin Müslümanlardan ziyade İslam’ın kendisini asimile etme çalışmaları içinde olduğuna yeni yeni şahit oluyoruz. Herhalde Avrupalı siyasetçi ve sosyologlar çok-kültürlülük meselesini iyice dallandırıp budaklandırmadan...
26 Aralık 2013 02:50 Gösterim : 686

İslam’da reform hareketlerini duymuştuk ancak Avrupa ülkelerinin Müslümanlardan ziyade İslam’ın kendisini asimile etme çalışmaları içinde olduğuna yeni yeni şahit oluyoruz. Herhalde Avrupalı siyasetçi ve sosyologlar çok-kültürlülük meselesini iyice dallandırıp budaklandırmadan rahat bir nefes almayacaklar çünkü belli ki, özellikle Norveç katliamı uykuda olan bir suçluluk duygusunu yeniden ateşlemiş. Suçluluk duygusunun kaynağı ise asimilasyon ile ırkçılık arasındaki keskin kenar üzerinden siyaset ve tarih yazımı üretmeye çalışmak. Son günlerde ne Cameron ne de Merkel çok-kültürlülük tartışmalarına giremiyor, zira ekonomik krizlerle başları dertte. Ama medyaları boş durmuyor.

Görünen o ki, önce Norveç katliamı, ardından “kendi oyuncularını bile kandıran amatör bir film yapımcısının rezalet videosu” Batı medyası için bir dönüm noktası oldu. Artık kendini çiftliklerine kapatmış üç-beş kovboy devşirmesi ABD’li şahin pençeli senatör dışında yerküre üzerinde herkes “İslami Tehdit” veya “İslami Terör” gibi yaftaları dillendirmeden önce iki kere düşünecek.

Ancak olayın bir de şöyle bir boyutu var. Özellikle son zamanlarda belli başlı Avrupa ve ABD medyalarında çıkan “İslam ve Reform” konulu haberleri dikkatli okumak gerekiyor. Sanki hepsi ağız birliği etmişcesine, Müslümanları Avrupa’ya entegre edip, asimile etmekten ziyade acaba İslam’ın kendisini Avrupa’ya uyarlayabilirmiyiz sorusunu tartışıyorlar hasır altından, veya bunun en azından sorgulanması için hafiften ortam yokluyorlar.

Şiddet yanlısı olarak etiketlendirmek artık manasız kaçacağı için ve -ne güzel ki- özellikle Avrupalı Müslümanların dinlerini yaşamaktan yana her hangi bir taviz vermeye niyetleri olmadığı ve hiçbir zamanda olmayacağı gerçeğini yavaş yavaş kavradıkları için, “İslami Düşüncenin Yeniden Ele Alınması” gibi masum gözüken, bize kalırsa bal gibi art niyetli bir sulandırma operasyonu ile ilgili haberlerin sayısı artacak gibi. Ne de olsa Batı medyası haber duyurmak/iletmek/vermekten çok, kamuoyu oluşturmak için uğraş verir.

Niyeyse, üstüne iyilik sağlık mı bilemeyiz, Wall Street Journal bu mevzu ile çok yakından ilgileniyor bu aralar. Gazetenin yayınladığı bir analize göre, Avrupa hükümetleri için bu bilinçli olarak uygulanan bir politika. Almanya, özellikle, ülke genelindeki yüzlerce imam için özel bir eğitim programı uygulayarak, bu imamları “Aydınlanma Felsefesi” doğrultusunda Avrupa düşünce sistemlerinin etik ve felsefi değerlerini öğretecekmiş. Analizde geçen şöyle bir başka tespit oldukça yersiz ama bir o kadar da ikircikli duruyor: “Ne de olsa Almanya tüm Hristiyanlık tarihine reformcu olarak geçen ve Protestanlığın beşiği olan bir ülke…Neden İslam’da reform hareketi buradan başlamasın.?”

Aynı niyetlerle mi yoksa sadece “bilimsel” güdülerle midir bilinmez, özellikle Hollanda’nın “İslam Teolojisi” üzerine akademik düzeyde eğildiğini biliyoruz son yıllarda. Benzer şekilde Fransa da cami imamları için “sosyal bilimler” eğitimi vermeye hazırlanıyormuş ülke genelinde. Le Figaro gazetesi bu hareketi “imams á la francaise.” yani Fransızlaştırılmaya çalışılan imamlar üretilmesi için planlandığını iddia ediyor.

Almanya İslami araştırmalar için devlet üniversiteleri bütçelerine 4 milyon euroluk bir katkıda bulunuyor. Alman içişleri bakanı Hans-Peter Friedrich’in “İslam bu ülkenin bir parçası değil, hiç bir zaman da olmayacak” sözleri üzerine böylesi bir hareketin nasıl değerlendirilmesi gerektiğine herhalde en iyi kararı “İslam Uleması” verir.

Önümüzdeki yıl, Norveç ve İsveç üniversiteleri “İslam Çalışmaları” derslerini programlarına ekleyeceklermiş.

Bu satırlar dahilinde Aydınlanma döneminin epistemolojisi ile ve o dönemlerdeki Avrupa ülkelerindeki akademik çalışmalar ile at başı yürütülen “Şarkiyatçılık” ideolojisi arasındaki bağlantılar ve bütün bunların Orta-doğu üzerinden politikalar üretilmesi yaptığı “katkıların” üzerinde uzun uzun durmaya gerek yok.

Umarız bütün bu “İslam çalışmaları” inisiyatifi ikinci bir şarkiyatçılık hareketi doğurmaz.


Yukarı Geri Ana Sayfa