• Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
    Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
  • “Baas rejimine destek verenin durumu”
    “Baas rejimine destek verenin durumu”
  • Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
    Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
  • “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
    “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
  • Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
    Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
  • Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
    Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
  • Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
    Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
  • Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
    Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
  • İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
    İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
  • Karzai: ABD bizi kandırdı
    Karzai: ABD bizi kandırdı
Aklını Kiraya Veren ve Sorgulamayan Dindarlık, Tekfire ve Teröre “Hizmet” Eder
Aklını Kiraya Veren ve Sorgulamayan Dindarlık, Tekfire ve Teröre “Hizmet” Eder
Adem Çaylak ezberleri bozup düşünmeye davet...
16 Şubat 2015 10:26 Gösterim : 1.055

Adem Çaylak, Milat

Müslümanlar, İslam dünyasında yaşanan katliam, zulüm, acı, terör ve yoksulluğun faturasını, tek başına Batılı küresel güçlere havale ederek sorumluluktan kaçamazlar. Müslümanların öncelikle, uzun yüzyıllardır “akıl” ve hür iradelerini kullanmayıp daha çok “nakilci” ve “lafzi” dindarlıkla akıl ve zihniyetlerini sömürgeleştiren prangalarla hesaplaşması gerekmektedir. Bunları söylerken, Batılı küresel odak ve şer güçlerin Müslümanların bu hale gelmesinde katkısının olmadığını ifade ediyor değilim. Elbette Batı dünyasının çoğunluğunda, İslam ve Müslümanlar konusunda oryantalizm kaynaklı büyük bir önyargı var olmuş ve Müslümanların yaşadığı Ortadoğu, İngiliz aklı, Amerikan uygulaması ve “oyuncak çıban” İsrail ile Fransız ve Alman diğer Batı Avrupalı küresel şirket ve hanedanlıkların çıkarları doğrultusunda baskı, zulüm ve sömürü ilişkilerine konu olmuştur. Ancak bu durum, uzunca bir zamandır Müslümanların içine düştüğü içler acısı hali tek başına açıklamaktan uzaktır. Sormazlar mı insana, “hırsız görevini yapıyor. Ev sahibinin hiç mi suçu yok?” Bu yüzden, Müslümanların çıkar, iktidar, güç ve düzen adına nakil, şerh ve menkıbeye dayalı “uydurulmuş din”in tasallutundan bir an önce azade olarak, bilgiyi, aklı, düşünceyi, hür iradeyi ve sorgulamayı önceleyen “indirilmiş din”le buluşması ve yüzleşmesi elzemdir. Aksi taktirde, bu “uydurulmuş din” daha çok aşırılaşarak yobazlığa, tekfire ve teröre “hizmet” etmeye devam edecektir.

Kur’an’da fiil olarak süreklilik vurgusu içinde yüzlerce kez Allah, “akletmez misiniz, düşünmez misiniz, tahkik etmez misiniz, sorgulamaz mısınız, sizden önceki kavimlerin başına gelenleri idrak etmez misiniz, akletmeyenlerin başına Allah pislik boca eder, en iyi zikredenler akıl sahipleridir” derken, yine Kur’an’da İbrahim peygamberin Allah’ı akıl, bilgi ve tecrübe ile idrak etmesi yani tahkiki akıl sahipleri için ibretlik bir kıssa iken, din sadece hür irade, akıl ve muhakame yeteneğine sahip bir insana sesleniyorken, nübüvvet geleneğinin son temsilcisi Muhammed peygamber bile “işler konusunda Müslümanlarla istişare eder” ve ümmeti üzerinden baskısı bir söylem ve eylem içinde olmazken, ne yazık ki, Müslümanların çoğunluğu, Emevi ve Abbasi dönemlerinden bu yana, güç ve çıkar adına akıllarını ya iktidar sahiplerine ya da mezhep, cemaat ve tarikat diktatörleri ile “hikmet-i kendinden menkul”, taassupçu ve menkıbeci şeyh ve hocaefendi gibi “din tüccarları”na kiraya vermiştir ve vermeye devam etmektedir.

Mezhepçi, cemaatçi ya da tarikatçı Müslümanların çoğunluğu, maalesef sahih ve sorgulayıcı bilgi temelli ilahi vahye nüfuz etmeye, kitabi ve kevni ayetlerin ardındaki hikmet ve “illet-i gai’yi (amaçsal neden) anlamaya, sahih iman için sahih bilgi gerekir üzerinde düşünmeye ve bütün bunlar için akıl, irade, tercih ve idrak yeteneklerini kullanacaklarına, daha çok ilahi vahyin nakilci lafzı ve uydurulmuş hadis üzerinden “menkibeleştirilmiş bir din” tasallutu altındadır. Bu tam anlamıyla, zihniyetin sümürgeleşmesi, dinin aşırılaştırılması, yobazlık, tekfirci ve dışlayıcı bir dindarlığın yaratımı ve “kendi”nden olmayanı terörize edici bir halet-i ruhiyedir. Sözüm ona din üzerinden kabileci, ırkçı ve çıkarcı bir din üretimidir. Aslına bakılırsa, Şeriati’nin vurgusu ile “dine karşı din”dir. Haddi zatında, din sürekli sorgulama üzerine bina edilen bir yoldaki “oluş”tur. İman, aktarım ve taklitten (taklid-i iman) ziyade, tahkiktir, hakikat arayışıdır (tahkik-i iman) ve Allah ile insan arasındaki nefs, benlik, hırs, tutku gibi enfüsi (içsel) ve güç, çıkar, makam, para, iktidar gibi afaki (dışsal) engellerin minimize edilmesi doğrultusunda yenilenme mücadelesidir.

Bu cümlelerime kızabilirsiniz ancak artık eğri oturup doğru konuşmanın zamanı geçmiştir bile. Ortalık Şiasıyla, Sünnisiyle, Haricisiyle, Selefisiyle “mezhepist din” üretmeye devam ediyorsa, “Şiaist, Sünnist, Selefist ya da Haricist din”e akıllar kiraya verilmiş ya da onun tasallutu altındaysa, her biri “kendi yanındaki ile övünür dururken” ortalık çoğunluğu ile “hikmet-i çıkar, cip ve konforundan menkul” cemaat ve tarikat şeyh ve hocaefendiler üzerinden “cemaat ve tarikat şirketleri”ne dönmüşken, ortalık halis duygularla cemaat ve tarikatlara mentesip insanların madden ve manen sömürülmesinden geçilmiyorsa, zihniyet dünyası, “siz aklınızla ilahi vahyi anlayamazsınız, idrak edemezsiniz” diyen bir anlayışla çürümüşken, ortalık ilahi vahyi sadece Arapça “mukabeleler” üzerinden tavuğun yem yediği gibi okuyup duran, ancak onun anlamı, hikmeti üzerinde düşünmeyen “menkıbe dine” teslim olmuşken, ortalık tesbihat ve zikri “dijital din”e teslim etmişken, ortalık yüzyıllar önce statükocu güçler tarafından iktidar ve çıkar adına uydurulmuş hadislerden geçilmezken, ortalık, “bir imama ya da şeyhe bağlı olmayan cahiliyye ölümü ile ölür” diye peygambere iftira atarcasına onun adına üretilmiş sözlerden geçilmiyorsa, kusura bakmayın ama Müslümanların çoğunluğunun akılları Allah’ın ayetleri ve peygamberin sünnetine değil, güç, çıkar ve iktidar sahiplerinin “ticarileştirilmiş” İslami rantçı söylemlerine kiraya verilmiş demektir.

Bugüne kadar hiç bir cemaate müntesip olmayı “başaramamış” ve “hak edememiş” biri olarak, ironiye bakarcasına kendisi bir cemaat lideri olmuş rahmetli M.Esad Coşan’ın yıllar önce söylediği bir cümleyi aktarmak istiyor ve hocamız, şeyhimiz, gavsımız, diyerek aklını, mantığını, ruhunu, parasını, ahiretini, kayıtsız şartsız ve İslam’a aykırı olarak başkalarına teslim etmiş olanların bunun üzerinde düşünmelerini istirham ediyorum: “İslam’da cemaatle birlikte olunması tavsiye edililir. Cemaatle birlikte olmak, “hakla”, “hakikatle” beraber olmaktır. Tek başına bile olsa, hakikatle beraber olan cemaattir. Hakikatten kopmuş olanlar, milyonlarca bile olsa tefrikadadır… Herbiriniz İslam için, kendiniz dünyada kalmış tek adam olduğunuzu düşünün. Ama senin gibi aynı hedefe yürüyen başka insanlar varsa, onlarla iş birliği yap!.. Yapmıyorsa, silkele at be!.. Beni sırtında taşımak zorunda mısın? Kimse kimseye hürriyetini vermesin!…”(http://www.kanalahaber.com/haber/analiz/esad-cosan-24-sene-once-ne-demisti-172879/).

Hiç dikkatinizi çekti mi ama peygamberlere inananlar genellikle bir avuç insandı. Çoğunlukçu cemaat taassubu, insanı hakikatten uzaklaştırır ve saptırır. Allah, En’am 116’da şöyle söyler: “Yeryüzünde bulunanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Ondan zandan başka bir şeye tabi olmaz, yalandan başka bir söz de söylemezler”. Bu yüzden çoğunluk ve cemaat, dinde ölçüt olamaz. Müslümanlar artık hür iradelerini teslim alan, akılları kiraya veren, her geçen gün daha çok “Eş’arileşen” nakilci ve lafzi din anlayışından, ilahi vahyi, akıl ve ilim üzerinden idrak etmeye çalışan, Peygamberin sünneti diye yutturulmaya çalışılan sözleri Kur’an ve akıl süzgecinden geçiren, Ebu Hanifeci ancak Hanefist olmayan duruş, rey sahibi ve Kur’an eksenli sorgulayıcı, tahkik edici din anlayışına adım atmalıdır. Aksi taktirde, Müslümanların ensesinde boza pişirerek, onları terörize eden küresel şer odaklarına yem olmaktan kurtulmak mümkün değildir. Bunun için bir an önce “nakilci ve menkıbeci din”den “akılcı ve ilmi” dine geçilmesi gerekir.


Bu haberler ilginizi çekebilir!
Yukarı Geri Ana Sayfa