• Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
    Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
  • Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
    Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
  • “Baas rejimine destek verenin durumu”
    “Baas rejimine destek verenin durumu”
  • Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
    Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
  • “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
    “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
  • Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
    Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
  • Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
    Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
  • Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
    Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
  • Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
    Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
  • İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
    İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
ABD’nin rejimi kurtarma senaryosu
Abdurrahim ŞEN
üdahaleyi yapan koalisyon birlikleri rejime yıkıcı olmayan ancak göstermelik darbeler indirecek ve gelişmelerin seyrine göre (arazide güç dengelerini uluslararası sistemin ortaya koyduğu çözümün arazideki gerekli koşulları oluşuncaya kadar)İslamcı gurupları ve...
3 Eylül 2013 03:30 Gösterim : 682

Şam kasabının kimyasal silah kullanıp kullanmadığına ilişkin rapor henüz açıklanmamışken Suriye’ye askeri bir müdahalenin olup olmayacağı tartışılıyor.
Biz daha önce Irak işgalinde de benzer filmi izledik. Kimyasal denetçilerin incelemelerinin sonuçlanmasını ve BM’den karar çıkmasını beklemeksizin ABD ve müttefik güçler harekata girişmişler, işgal gerçekleştikten sonra kimyasal silah bulunmadığına ilişkin raporlar ortaya çıkmıştı. Bundan dolayı ABD’nin Suriye’ye müdahale planının kimyasal silahların kullanıldığının tespiti ile ilgisi yoktur.
Bugün Suriye’de inceleme yapan kimyasal denetçilerin bağlı olduğu BM’nin kendi raporlarında bile 100 bini aşkın insanın öldürüldüğü resmi olarak kayda geçmişken, scut füzeleri ile en ağır silahlarla gerçekleştirilen 200 bine yakın insanın ölümünü umursamayan ABD için 1300 müslümanın ölümüne neden olan kimyasalın kullanılıp kullanılmadığının her hangi bir önemi var mı? ABD bütün insanlığın zekası ile dalga geçmektedir. Minareyi çalacaksa kılıfına uyduracaktır.
Buna göre, şayet kimyasal tespit (?) edilmez ise bu, ABD’nin, kuklası Şam kasabına verdiği vizenin henüz dolmadığı anlamına gelecektir. Ancak bu mümkün gözükmemektedir. Şayet Suriye rejiminin kimyasal silah kullandığı tespit (?) edilirse bu, onu cezalandırmak değil kendisine verilen vizenin bittiği ve çözümün bir parçası olamayacağı anlamına gelecektir…
Bu durumda Şam kasabının artık gitmesini dillendirmeye başlayacak ve kırmızı çizgilerine sarılacaktır. Öteden beri dillendirilen “eli kana bulanmamış” rejim içerisinde bulunan siyasi ve askeri bürokratlarla birlikte Esed’siz bir çözüme gidecektir.

Olası bir askeri müdahale sırasında Suriye’nin güneyinde özellikle Dera’da uçuşa yasak bölge ilan edilmesinden söz edilmektedir. Bu, batının öteden beri Şam kasabının yedeği olarak hazırladığı Suriye Koalisyonunu güvenli bir şekilde ülkeye sokmak içindir. Zira batı, şimdiye kadar savaş uçakları ile acımasızca katledilen Suriye halkının güvenliği için uçuşa yasak bölge ve güvenlik koridoru oluşturmamıştır. Koalisyon bu güvenlikli bölgeyi kendisi için üs edinerek hükümet kurma ve yeni bir ordu oluşturma çalışmalarına başlayacaktır. Suriye Koalisyon Başkanı Ahmed Carba geçenlerde 6 bin kişiden oluşan yeni bir ordunun kurulması planından söz etmişti.

Şayet bu plan kusursuz işlerse ABD, eski rejim içinde “elini kana bulamamış” askerlerle yeni Suriye Ulusal Ordusunun gücünü de arkasına katarak uçuşa yasak bölgede oluşturduğu Geçici Hükümetle birlikte Cenevre’ye doğru yol alacaktır.
BM Suriye Özel Temsilcisi İbrahimi “Şam’ın Ğuta bölgesinde kimyasal silah kullanılması Cenevre toplantısının zaruri olduğunu teyit etmektedir” demişti. Peki, İbrahimi neden kimyasal silahın kullanılması direnişçi guruplara yönelik silah ambargosunun kaldırılmasının ya da bu güne kadar Şam kasabına açıktan destek veren İran, Hizbullah ve Rusya’nın desteğini çekmesinin zaruretini ortaya koymaktadır demiyor. Çünkü Obama’nın açıkladığı gibi Amerika Suriye’de bir rejim değişikliği istemiyor. Kimyasal silah kullanımı ile başlayan ve tek seçenekmiş gibi sunulan müdahale süreci ile batının, tarafları Cenevre’de görüşme masasına oturtmayı hedeflediği açıktır.
Reuters haber ajansının verdiği habere göre batılı ülkeler Suriye muhalefetine, Suriye’ye askeri bir müdahale ihtimali olsa da Cenevre 2 için hazırlıklarını yapması tavsiyesinde bulundu.
Şayet ABD, süreci Cenevre’ye kadar başarılı bir şekilde götürebilir ve burada yönetimin el değiştirmesini sağlayabilirse Suriye koalisyonunun Suriye halkının tek meşru temsilcisi olarak tanınması için uluslararası düzeyde kararların alınmasını sağlayacaktır. Ardından arazideki güçlerden uluslararası toplum tarafından tanınan, uçuşa yasak hava sahası ile korunan, lojistik ve mali açıdan desteklenen koalisyonu tanımalarını talep edecek, tanımayı reddeden direnişçi gurupları da terörist olarak yaftalayıp yeni yönetimin askeri gücü ile içeriden ve bölgesel koalisyon güçleri ile dışarıdan İslamcı gurupları vuracaktır.

Her ne olursa olsun Suriye’ye yapılacak askeri müdahalenin gerçek amacı aslında araziye hakim olan İslamcı gurupların belini kırmaktır. Çünkü ABD, Cenevre toplantısı öncesinde arazide güç dengelerini koalisyona zorluk çıkartmayacak şekilde yeniden şekillendirmek zorundadır. Bunun önündeki en büyük engel ise araziye hakim olan İslamcı direniş guruplarıdır. Zira İslamcı guruplar araziye hakim olma pozisyonlarını korudukları sürece Cenevre’den çıkacak siyasi çözüm pratikte hiçbir işe yaramayacaktır. Çünkü İslamcı guruplar şimdiye kadar olduğu gibi batının devrimlerini çalmak adına ortaya koyduğu tüm planları çöpe atmışlardır.
Dün Estonya ve Litvanya Cumhurbaşkanları ile görüşmesinden önce basına açıklama yapan Obama “Suriye’deki kimyasal silah kullanımının, gelecekte bunların, bize karşı kullanabilecek teröristlerin ellerine düşme riskini artırdığını” ifade etti. İnsanın hoppala diyesi geliyor. Obama gerçekte kimyasal silahların Suriye halkı üzerinde kullanılmış olmasından daha çok bunların İslamcı gurupların eline geçme olasılığı ile ilgileniyor.
Bu, aynı zamanda Suriye’ye yapılması planlanan askeri müdahalenin de gerçekte İslamcı gurupları hedef alacağının bir ifşaatıdır. İsrail Devlet Başkanı Netanyahu da bir süre önce BBC’ye verdiği röportajda benzer bir açıklamada bulunmuş, “teröristlerin” bölgede “dengeleri değiştirebilecek” nitelikteki uçaksavar ve kimyasal silahları ele geçirmesi halinde İsrail’in “buna engel olma hakkını her zaman saklı tuttuğunu” ifade etmişti.

Obama, “kendilerinin çok sınırlı, uzun vadeli taahhütlere girmeyen ve büyük bir operasyon şeklinde olmayan seçeneklere baktıklarını” ifade ederken de rejime yönelik darbelerin göstermelik olacağını ifade etmiş oldu. ABD’nin bu niyetini daha açık bir dille ifade eden Beyaz Saray Sözcüsü Carney: “Esad’a karşı hazırlanan planlar rejim değiştirmek için değil” demişti.

Kimyasal silahların muhalifler tarafından da kullanıldığı şeklindeki haberlerin gündeme getirilmesinden de anlaşıldığına göre askeri operasyon olması durumunda rejime en büyük darbeyi vuran direnişçi gruplar hedef alınacaktır. Müdahaleyi yapan koalisyon birlikleri rejime yıkıcı olmayan ancak göstermelik darbeler indirecek ve gelişmelerin seyrine göre (arazide güç dengelerini uluslararası sistemin ortaya koyduğu çözümün arazideki gerekli koşulları oluşuncaya kadar)İslamcı gurupları ve onlara destek veren halk iradesini kırmaya çalışacaktır. Buna paralel olarak tıpkı Osmanlı bakiyesi coğrafyanın uluslaşma sürecinde olduğu gibi işbirliği içinde olduğu bazı muhalif güçlerin Suriye müslümanları nezdinde “şanını” yüceltecek kahramanlık destanları üretebilirse halk desteğini de arkalamalarına yardımcı olacak; mücahitler out, işbirlikçiler in olacaktır. Böylece Cenevre’ye güçlü bir şekilde gidecektir.
Yukarıda sözünü ettiğimiz senaryonun hayata geçirilmesi için bir takvim belirlemek güç olsa da masada olan budur. Başından beri devrimlerini Allah’a adamış ve Allah’ın kelimesini yüceltmek için kıyam eden Bilâdü’ş-Şam Müslümanlarının yardımcısı Allah’tır. Allah’ın yardımının her an onlarla birlikte olduğu açıktır. Bunun en güçlü kanıtı başından beri müdahale heveslisi olan İngiltere’nin müdahaleyi reddetmesi ve ümitsiz başkanının, parlamentodan çıkan kararın ardından “U” dönüşü yapması ve parlamentonun askeri hareket istemediğinin açık olduğunu söyleyerek, “Hükümet buna uygun olarak hareket edecektir” demiş olmasıdır.

Benzer şekilde Obama, tüm işgal edilen Müslüman beldelerde partneri olan İngiltere’nin tavrını izledi ve müdahale kararını kongrenin vereceğini açıkladı. İşte bütün bunlar her ne kadar konvansiyonel medyanın görmediği gerçekler olsa da Suriye Müslümanlarının, devrimlerini devirmek için sabah akşam komplo kuran dünyanın büyük devletlerin aklını aldığını gösteriyor.


Yukarı Geri Ana Sayfa