• Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
    Devşirilmiş Bir Mitoloji : Nüzul-u İsa
  • Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
    Suriye Rejimi Zindanlarında 23 Sene
  • “Baas rejimine destek verenin durumu”
    “Baas rejimine destek verenin durumu”
  • Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
    Suriye’den bihaber Suriye korosunun hikayesi
  • “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
    “Esed, Maliki ve İranlılar ile Sultan Ahmet’te namaz kılacağız”
  • Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
    Tikrit’e saldıran Irak ordusu mu İran mı?
  • Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
    Davutoğlu New York’ta Siyonist Lobi CFR’nin ‘Onur Konuğu’ Oldu
  • Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
    Fransa’da Aşırı Sağın Önlenemeyen Yükselişi
  • Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
    Kerry: “İran, nükleer silah elde etmekten ebediyen yasaklandı”
  • İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
    İran, Şiddet ve Kaostan Uzak mı?
ABD, IŞİD’den ‘sahiden’ rahatsız mı?
ABD, IŞİD’den ‘sahiden’ rahatsız mı?
Ordadoğu’daki ülkelerin halklarıyla ilişkiler konusunda iyi bir başlangıç yapmıştı Obama. El Ezher’deki konuşma hâlâ hatırlardadır. Ta ki, Libya’daki Amerikan Büyükelçisi öldürülene kadar. O zamana kadar bölge ülkelerinin demokratikleşme talebine kulak veren bir kadro vardı, o olaydan sonra neo-con’lar ipleri...
18 Eylül 2014 14:00 Gösterim : 1.022

Ordadoğu’daki ülkelerin halklarıyla ilişkiler konusunda iyi bir başlangıç yapmıştı Obama. El Ezher’deki konuşma hâlâ hatırlardadır. Ta ki, Libya’daki Amerikan Büyükelçisi öldürülene kadar. O zamana kadar bölge ülkelerinin demokratikleşme talebine kulak veren bir kadro vardı, o olaydan sonra neo-con’lar ipleri yeniden ellerine aldılar.

Ayrıca zaten “ABD” denen mefhum Obama’dan ibaret değil. Yüklü bir sicili de var. O sicilin bu devletin kimi zaman şahinlikle kimi zaman çekimserlikle; bazen yapması gerekeni yapmayarak bazen de etkin olması gerekirken çekimser kalmak yoluyla dilediği sonucu alan bir üst akılla oluştuğu söylenebilir.

ABD’nin Beyaz Saray’dan ibaret olmayıp çokuluslu şirketler, sivil toplum hareketi görünümlü aktörler ve daha birçok unsurun toplamından oluşan ve imparatorluk mantığıyla hareket eden bir yapı olduğu hatırlandığında, son dönemde ortaya çıkan; Ortadoğu halklarını ve ülkelerini adeta esir alan IŞİD’in ABD için bir bela mı, yoksa istenen sonucu almayı sağlayacak bir eskort mu olduğu sorusu önemli hale gelir.

Sahi, ABD için IŞİD bir tehlike mi ya da IŞİD gibi bir yapıdan ölesiye rahatsız olan bir küresel aktör böyle mi yapardı?

Bir bölgede radikal eğilimlerin artmasını istemeyen bir ülke, Irak’ı hiç gerekmediği halde işgal eder miydi?

Bir bölgede radikal eğilimlerin artmasını istemeyen bir ülke, işgal ettiği ülkeyi mezhep eksenli bir siyasal mekanizma olarak kurgular mıydı? Irak’ta bunu yaptılar. Sünnilerin parlamentodaki varlıklarını kotayla sınırladılar. Şii yönetim, siyasete katılımı sınırlandırılmış Sünniler üzerinde rahatça tepinebildi ve günü geldiğinde IŞİD, eziyet gören yerli Sünni gruplardan destek bulabildi.

Bir bölgede radikal eğilimlerin artmasını istemeyen küresel egemen, Esad’a tavır koymayı bu denli erteler miydi? Esad’ın Doğu Guta’da kullandığı kimyasal silah meselesini Rusya ile ABD’nin kendi aralarında halletme işi neyin nesiydi ? Bu arada 2013 yılının yaz ayında her nasılsa Ebu Gureyb hapishanesinden “binlerce” militanın kaçıp IŞİD’e katılmış olmasını da unutamıyorum. Bir cezaevinden bir anda binlerce insan nasıl kaçar?

Bölgede radikal eğilimlerin güçlenmesini istemeyen küresel egemen, İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) gibi eğilimlerin darbeyle devrilmesini izlemekle yetinir, üzerine bir de tebrik eder miydi? IŞİD’i bela olarak görenin, silahla külahla hiç işi olmamış İhvan-ı Müslimin’in terör örgütü ilan edilmesini, mensuplarının zindanlara atılmasını “Sisi demokrasiyi inşa ediyor” diyerek izlemek neye alametti?

Bir ABD ve onunla müttefik olan diğer Batılı devletler yekûnunu düşünün ki, hiç gerekmediği halde, tamamen sahte kanıtlardan yola çıkarak tümüyle yanlış bir işgali, Irak işgalini gerçekleştirmiş olsunlar; Irak’ı Saddam’ın başına yıkmış olsunlar, ama Suriye’deki muhalefetin meşru bir çerçevede teşekkül edebilmesi için hiçbir şey yapmamışlar; insani yardım koridoru, uçuşa yasak bölge ilan edilmesi gibi konular için bile Esad’a baskı yapmamışlar. Bu iki tutum arasındaki çelişkinin tek tutarlı yanı şu: İki tutum da o bölgede radikal eğilimleri güçlendirir. İstenen bu mudur? Cevap ortada.

IŞİD baş edilmesi gereken bir bela ve İslamcılığın Selefi radikal yorumunun barındırdığı çürüme bakımından Müslümanlar tarafından lanetlenmesi gereken bir olgu, ona kuşku yok. Ancak kimse ABD imparatorluğu için elverişli bir eskort olduğunu görmezden gelmesin.

Unutmayalım ki modern imparatorluğun yönetme biçimi düşmana ihtiyaç duyar. Düşman ne kadar şeytani ise o kadar iyidir. Düşman kimsenin empati kuramayacağı, yok olmasından herkesin memnun olacağı bir yapı ise daha da iyidir. Bu yolla o sorunun çevresindeki ülkeleri kontrol etmek, yükselen ve kendi yolunu bulmaya çalışan Türkiye gibi ülkeleri hizaya çekmek de mümkün hale gelir.

Şimdi üç yıl boyunca dünyanın her yerinden Suriye ve Irak’a akın eden radikallerin, bilinmelerine rağmen neden durdurulmadıklarını, bölgede toplanmalarına neden izin verildiğini ve kendilerinin engel olmadıkları militanların Suriye’ye geçişinin sorumluluğunu neden Türkiye’ye yıkmaya çalıştıklarını anlıyor musunuz?

N. Bengisu Karaca / Habertürk


Bu haberler ilginizi çekebilir!
Yukarı Geri Ana Sayfa